REKLAM VERMEK İÇİN TIKLAYINIZ...

 31 EKİM, CUMA

ARAMA:

 YerelNET Yerel Yönetimler Portalı
 Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün hizmetidir.

ANA SAYFA HAKKIMIZDA KONUK DEFTERİ İLETİŞİM SİTE HARİTASI

Uzmanlar İçin   

 
 
 
 

SEÇİM CONUÇLARI DEĞERLENDİRMESİ 1994 YILI RAPORU

Hazırlayan: Sonay Bayramoğlu

  • 1994 yerel seçimleri 27 Mart 1994 günü yapılmıştır.
  • 1989 yılı ile 1994 yılı arasında seçim mevzuatında şu değişiklikler olmuştur: A) "Zorunlu oy" usülü getirilmiştir. B) Yerel yöneticilerin seçiminde uygulanan "altı ay süre ile o seçim bölgesinde oturmuş olmak" koşulu kaldırılmıştır. C) Milletvekillerinin görevlerinden istifa etmeden yerel yönetim seçimlerinde aday olmalarına olanak tanınmıştır. Bu kişiler seçimi kazandıkları taktirde 15 gün içerisinde tercih haklarını kullanacaklardır.
  • Seçim 15 büyükşehir, 61 il, 848 ilçe ve 1786 belde olmak üzere toplam 2710 belediye için yapılmıştır.
  • Seçimlere 13 parti katılmıştır. Anavatan Partisi, Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Demokratik Sol Parti, Doğru Yol Partisi, Işçi Partisi, Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Refah Partisi, Sosyal Demokrat Halkçı Parti, Sosyalist Birlik Partisi, Yeniden Doğuş Partisi.
  • Onüç partiden yalnızca 4’ü ulusal barajı geçmiştir: DYP, ANAP, SHP, RP.
  • Seçim öncesi siyasi gelişmeler, yerel seçimin genel seçim gibi algılanmasına yol açmış ve seçim propagandaları da bunun üzerinden yapılmıştır. Seçim öncesi propagandalar üç temel üzerine oturmuştur: Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Laiklik sorunu ve Şeriat. Yerel yönetimlere yönelik tartışmalar ikinci plana itilmiştir. Yaşanan ekonomik kriz propoganda malzemesi olmamış, oysa seçimlerin hemen ardından 5 Nisan Kararları alınmıştır.
  • 2 Mart 1994 tarihinde milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması, "sivil darbe" tartışmalarına yol açmış ve uluslararası ilişkilerde Türkiye'nin aleyhine bir görüntüye neden olmuştur.
  • Seçim sandıklarının ve oyların çalınması, seçimlere gölge düşürmüştür.
  • Seçime Güneydoğu Anadolu bölgesinden katılan adayların bir bölümü seçimlerden çekilmişlerdir. Bunun istisnası RP adayları olmuştur.
  • RP'nin başarısı özellikle büyükşehirlerde beklenenin çok üzerinde olmuştur.
  • DYP birinci parti olmuş, RP oylarını artırmıştır. ANAP, beklediği oyun çok altında kalmış, solda birleşme sağlanamamış ve genel olarak solun oy kaybı dikkat çekici boyutlarda olmuştur.
  • Seçim öncesi kamuoyu yoklamalarının sonuçları genellikle doğru çıkmamıştır. Seçim sonrası hükümette olan DYP-SHP koalisyonu devam etmiş, ANAYOL formülü sonuçsuz kalmıştır.

1994 yerel seçimleri 27 Mart 1994 günü yapılmıştır.

1989 yılı ile 1994 yılı arasında seçim mevzuatında şu değişiklikler olmuştur: A) "Zorunlu oy" usülü getirilmiştir. B) Yerel yöneticilerin seçiminde uygulanan "altı ay süre ile o seçim bölgesinde oturmuş olmak" koşulu kaldırılmıştır. C) Milletvekillerinin görevlerinden istifa etmeden yerel yönetim seçimlerinde aday olmalarına olanak tanınmıştır. Bu kişiler seçimi kazandıkları taktirde 15 gün içerisinde tercih haklarını kullanacaklardır.

Seçim 15 büyükşehir, 61 il, 848 ilçe ve 1786 belde olmak üzere toplam 2710 belediye için yapılmıştır.

Seçimlere 13 parti katılmıştır. Anavatan Partisi, Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Demokratik Sol Parti, Doğru Yol Partisi, Işçi Partisi, Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Refah Partisi, Sosyal Demokrat Halkçı Parti, Sosyalist Birlik Partisi, Yeniden Doğuş Partisi.

Onüç partiden yalnızca 4’ü ulusal barajı geçmiştir: DYP, ANAP, SHP, RP.

Seçim öncesi siyasi gelişmeler, yerel seçimin genel seçim gibi algılanmasına yol açmış ve seçim propagandaları da bunun üzerinden yapılmıştır. Seçim öncesi propagandalar üç temel üzerine oturmuştur: Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Laiklik sorunu ve Şeriat. Yerel yönetimlere yönelik tartışmalar ikinci plana itilmiştir. Yaşanan ekonomik kriz propoganda malzemesi olmamış, oysa seçimlerin hemen ardından 5 Nisan Kararları alınmıştır.

2 Mart 1994 tarihinde milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması, "sivil darbe" tartışmalarına yol açmış ve uluslararası ilişkilerde Türkiye'nin aleyhine bir görüntüye neden olmuştur.

Seçim sandıklarının ve oyların çalınması, seçimlere gölge düşürmüştür.

Seçime Güneydoğu Anadolu bölgesinden katılan adayların bir bölümü seçimlerden çekilmişlerdir. Bunun istisnası RP adayları olmuştur.

RP'nin başarısı özellikle büyükşehirlerde beklenenin çok üzerinde olmuştur.

DYP birinci parti olmuş, RP oylarını artırmıştır. ANAP, beklediği oyun çok altında kalmış, solda birleşme sağlanamamış ve genel olarak solun oy kaybı dikkat çekici boyutlarda olmuştur.

Seçim öncesi kamuoyu yoklamalarının sonuçları genellikle doğru çıkmamıştır. Seçim sonrası hükümette olan DYP-SHP koalisyonu devam etmiş, ANAYOL formülü sonuçsuz kalmıştır.

I. SEÇİM MEVZUATI (26.3.1989-27.3.1994)

27 Mart 1994 yerel yönetim seçimlerinde uygulanan mevzuatın, bir önceki yerel yönetim seçimlerinde uygulanan kurallardan hangi noktalarda farklılaştığını ortaya koyabilmek için iki ayrı yasanın araştırılması gereklidir. Bunlardan birincisi genel nitelikli olan 26.4.1961 tarihli ve 298 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”, öteki ise 18.1.1984 tarih ve 2972 sayılı “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun”dur.

1989-1994 yılları arasında 298 sayılı yasada biri KHK ile olmak üzere dört kez değişiklik yapılmıştır.(3617-RG.27.3.1990; 455 KHK-RG.18.9.1991; 3959-RG.30.12.1993; 3969-RG.18.2.1994). Bir kısmı teknik düzenlemeler niteliğinde olan bu değişikliklerin yerel seçim uygulamasını da etkileyen görece önemli yönleri şöyle sıralanabilir:

  • Subay ve astsubaylar dışarda kalmak üzere genel ve yerel seçimlerde aday ve aday adayı olan devlet memurları ile diğer kamu görevlilerinin adaylığı veya seçimi kaybetmeleri halinde eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilmelerini öngören (Ek Madde 7) değişiklik (15.3.1990 - 3617 sayılı yasa).
  • Bir sandık bölgesinin esas itibariyle köylerde (200), kasaba ve şehirlerde (150) seçmeni kapsamasını öngören 5.madde değişikliği (28.12.1993 tarih ve 3959 sayılı yasa). Madde daha önce köy ve kasaba-şehir ayrımı yapmaksızın bir sandık bölgesinin esas itibariyle (300) seçmeni kapsamasını öngörmekteydi. Maddenin kaldırılan üçüncü fıkrası ise, seçmen sayısının (400)ü aşmadığı bölgelerde tek sandık kurulabilmesine olanak vermekteydi. (Bu değişiklik ilk genel yerel seçimlerde -1994- uygulanmayacaktır.)
  • 28.12.1993 tarih ve 3959 sayılı yasanın 2.maddesi ile eklenen “Özel Radyo ve Televizyonlarda Yayın” başlıklı 55/A maddesi. Bu madde birinci fıkrasında seçimlerin başlangıç tarihinden oy verme gününün bitimine kadar özel radyo ve televizyonları TRT kanununun ilgili hükümlerine tabi kılmaktadır. Diğer fıkralarla konudaki denetim yetkisi ülke çapında yayın yapan kuruluşlar bakımından YSK’ya, bunun dışında yayın yapanlar bakımından yayının yapıldığı yer ilçe seçim kurullarına verilmektedir. Ancak sözü geçen yasanın geçici birinci maddesi bu maddenin yalnızca ilk genel yerel seçimlerde uygulanmasını öngörmektedir. Aynı yasanın 8.maddesi ile de, yine yalnızca ilk genel yerel seçimlerde uygulanmak kaydıyla, 55/A maddesine ve YSK’nın belirttiği esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarına uygulanacak müeyyideleri düzenleyen “Özel radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin suçlar” başlıklı 149/A maddesi 298 sayılı yasaya eklenmiştir.
  • Aynı yasa, 3.maddesi ile 1979 yılında 17.5.1979 tarih ve 2234 sayılı yasa ile değiştirilmiş olan “Duvar ilanı ve afişle propaganda yasağı” başlıklı 60.maddeyi yeniden düzenlemektedir. Madde.61.- Yukarıdaki madde gereğince gösterilen yerlerden başka herhangi bir yerde parti bayrağı, afiş ve propaganda flamaları ile ilan asılması, yapıştırılması veya teşhiri yasaktır.

2972 sayılı yerel yönetim seçimlerine ilişkin yasada ise 1989 seçimlerinden sonra (1994 seçimleri öncesi) 8 ayrı yasa ile değişiklik yapılmıştır. (3531-RG.20.4.1989; 3573-RG.17.6.1989; 3766-RG.2.1.1992; 3866-RG.12.3.1993; 3912-RG.10.7.1993; 3948-RG.30.12.1993; 3950-RG.30.12.1993; 3959-RG.30.12.1993). Bu yasalar ile getirilen ve 1994 yerel seçimlerinde 1989 yerelseçimlerinde uygulanan kurallardan farklılaşmayı temsil eden görece önemli değişiklikler şöyle özetlenebilir:

  • 3531 sayılı yasa ile, 1989 yerel seçimlerinde aday adayı olup aday olamayanların veya seçimi kaybeden kamu personelinin önceki görevlerine dönüşü düzenlenmiştir. (Daha sonra 298 sayılı yasada yapılan -yukarda sözü edilen- değişiklikle bu hüküm kısmen değiştirilerek genelleştirilmiştir).
  • 3573 sayılı yasanın 1.maddesi ile yerel yönetim genel ve ara seçimlerinde “zorunlu oy” usulü getirilmiş ve meşru mazereti olmaksızın oy kullanmayanların ilçe seçim kurullarınca otuz bin TL kesin para cezası ile cezalandırılmaları öngörülmüştür. (2972-Ek Madde 1).
  • 3948 sayılı yasanın 1.maddesi ile belli yasa kuralları uyarınca görevden alınan belediye başkanı ve belediye meclisi üyeleri ile feshedilen İl Genel Meclisi üyelerinin yeniden aynı göreve seçilmelerini yasaklayan 2972 sayılı yasanın 9.maddesinin 2.fıkrası kaldırılmıştır.
  • 3950 sayılı yasanın 1.maddesi ile 2972 sayılı yasanın 9.maddesinin 1.fıkrası değiştirilerek belediye başkanlığı, İl Genel ve Belediye Meclisi üyeliğine seçilebilmek için gerekli olan “en az altı ay süre ile o seçim çevresinde oturmuş olmak” koşulu kaldırılmıştır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, 1989 seçimlerinde de (7.8.1988 tarih ve 3469 sayılı yasanın geçici 8.maddesi uyarınca) belediye başkan adayları bakımından bu koşul aranmamıştı.

Bu dönem içinde yerel yönetim seçimleriyle ilgili en kapsamlı değişiklikleri getirmiş olan 3959 sayılı yasadır. Bu yasanın 298 sayılı yasada yaptığı değişikliklere yukarda değinilmişti. Bu yasanın 12. maddesi ile 2972 sayılı yasanın 17. maddesini değiştirerek, milletvekillerinin de görevlerinden istifa etmeksizin yerel yönetim seçimlerinde aday olmalarına olanak sağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, bu görevler aynı şahısta birleşemeyecek, bu görevlerden birisinde bulunanlar bir diğerine seçilme durumunda, 15 gün içinde tercih haklarını kullanacaklardır.

  • Aynı yasa 11.maddesi ile 2972 sayılı yasanın 13.maddesine iki fıkra ekleyerek, yerel yönetim görevlerine bağımsız aday olanların, en yüksek devlet memurunun brüt aylığı kadar bir tutarı hazineye irad kaydedilmek üzere ödemelerini öngörmektedir. Böylece daha önce 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun (21/2 ve 41.maddelerinin) bağımsız belediye başkan adayları bakımından kıyasen uygulanmasını öngören 10.maddenin 2.fıkra hükmünden farklı olarak, uygulama genelleştirilmiş olmaktadır.
  • Yasanın 15.maddesi ile 2972 sayılı yasanın 35.maddesine bir fıkra eklenerek 298 sayılı yasanın 52-55 maddeleri ile düzenlenen radyo ve televizyonda propagandaya ilişkin hükümlerin yerel yönetim ara seçimlerinde resmi ve özel radyo kuruluşları bakımından uygulanmayacağı hükme bağlanmaktadır. Ancak, 3959 sayılı yasanın Geçici 1.maddesine göre bu hüküm yalnızca ilk genel yerel seçimlerde uygulanacaktır.
  • 3959 sayılı yasanın 2972 sayılı yasanın öteki maddelerinde yaptığı değişiklikler oy pusulası, oy kullanımı, kamu görevlilerinin aday olabilmek için görevlerinden istifaları ve aday olamayan ya da seçilemeyenlerin görevlerine dönüşü ile ilgili -bir kısmı yalnızca ilk genel yerel seçimlerle sınırlı- teknik değişikliklerdir.

Yukarda adı geçen 3766, 3866 ve 3912 sayılı yasalar da yine aynı biçimde, “seçim dönemi sonundan önce” yapılacak yenilenme niteliğindeki seçimler, 1993 yılında kurulacak belediyelerin organ seçimlerinin 1994 yerel yönetimler genel seçimi ile birlikte yapılması, kütük ve sandık listelerine ile ara seçimlere ilişkin teknik düzenlemeler içermektedir.

Bütün bunlara ek olarak, (7.8.1988 tarih ve 3469 sayılı yasa uyarınca) 1989 yerel seçimlerinde (yalnız o seçimlerle sınırlı olarak), siyasi partilerin seçime katılabilmeleri için 2820 sayılı yasanın 20.maddesinin öngördüğü beldelerde teşkilatlanma hükmü uygulanmamıştır. 1994 seçimlerinde ise bu hüküm geçerli olmuştur. 3507 sayılı yasanın geçici 2.maddesi nedeniyle de 1989 seçimleri ile 1994 seçimlerinde televizyonda propaganda bakımından farklı hükümler uygulanmıştır.

II. SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL ORTAM

  • Seçimden önce ve sonra taranan gazetelerden elde edilen izlenim sayılara döküldüğünde şöyle bir sonuç vermektedir: 27 Mart öncesinde taranan üç farklı gazetede haberlerin %75.3'ü ideolojik ve partilerin genel çizgisini taşıyan haberler oluşturmaktadır. Yerel seçimlerde seçim haberlerinin altyapı, çevre, konut vb. gibi konularla ilgili olması beklenir; oysa 27 Mart seçimlerinde, seçim öncesi dönemde bu konuyla ilgili çıkan haberler çok sınırlıdır. Taranan 77 gazeteden 20'sinde çevre konusu geçmekte, 17'sinde ise altyapı konusu genel olarak ele alınmaktadır. Oysa dini ve etnik içerikli yazıların sayısı 41'i bulmaktadır. Çevre, altyapı ve konutla ilgili haberlerin yarısı ancak birinci sayfa haberleri olurken, yine seçimle ilgili haberlerde ideolojik, etnik ve dini temelli yazıların %70'inden fazlası birinci sayfa haberini oluşturmaktaydı.

27 Mart 1994 yerel seçimlerine, DYP-SHP koalisyon hükümet ederken, başka faktörlerin de etkisiyle genel seçim atmosferinde gidilmiştir.

Genel olarak bakıldığında seçim öncesi siyasal ortamı üç eksene oturtabiliriz: Birinci eksen, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve PKK. İkinci eksen Refah Partisinin yükselişiyle koşut ilerleyen şeriat tartışmaları ve bununla doğrudan bağlı olarak üçüncü eksen laiklik tartışmaları. Siyasal partilerin politikalarını da bu üç eksen belirlemekteydi ve partiler politikaları bu üç eksen üzerine inşa etmekteydiler.

Seçimin yapıldığı Mart ayı içerisinde Türkiye’de meydana gelen olaylar, hem yurt dışında hem de yurt içinde gözlerin hükümete çevrilmesine yol açmıştı.. Şubat ayından itibaren gelişen olaylar, seçimin hararetli bir ortamda geçeceğini haber vermekteydi. Bu olayların en can alıcısı, 2 Mart’ta DEP'li milletvekillerinin polis tarafından meclisin kapısından alınıp götürülmeleridir. 6 DEP'li ve 2 Bağımsız milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması ve gözaltına alınması, yurtdışında geniş yankı buldu. Batılı ülkelerde bu durum 'siyasi darbe' olarak nitelendi.. Avrupa Parlamentosu, bu olayı kınayan ve özerklik de dahil Kürt sorununa siyasi bir çözüm isteyen bir karar tasarısını kabul etti ve olayı incelemek üzere Türkiye'ye Marc Galle adlı bir gözlemci gönderdi. Marc Galle, gözlemlerini ifade ettiği raporunda, Türkiye'de seçilmemişlerin daha etkili olduğunu, dokunulmazlıkların kaldırılmasının siyasi olduğuna hiç şüphe olmadığını belirtti. (Nokta , 27 Mart 1994, yıl.12, sayı.14, s.26-27, Galle, "Türkiye'de gizli diktatörlük olduğunu" belirtti bu raporda.) Yurtiçinde ise, milletvekillerinin gözlatına alınması siyasi dokunulmazlıkların sınırlarını tartışmaya açtı. Bu tartışma sürüp giderken, milletvekillerinin gözaltına alınma şekli genellikle bütün kesimlerin tepkisine yol açtı. Mart ayında gündem, DEP'lilerin DGM'ye çıkarılması, sorgulanmaları, tutuklanmaları ile ilgiliydi.

Seçim öncesinde siyasi tansiyonu artıran olaylar, 12 Şubat 1994 tarihinde Tuzla İstasyonunda patlayan bir bombanın 5 yedek subay öğrencinin ölümüne neden olmasıyla başlar. Bu patlamayı PKK’nin üstlenmesiyle bütün dikkatler Demokrasi Partisine döndü. DEP Genel Başkanı Hatip Dicle’nin saldırıya ilişkin açıklamaları, özellikle DYP grubunda sert tepkilere yol açar. DYP, bu olaydan sonra propagandasını özellikle bunun üzerine yoğunlaştırır. Böylelikle DEP’in dışlanma süreci başlamış olur. Bu arada, Tuzla Katliamı olarak tarihe geçen olaydan sonra, DEP’e yönelik saldırılarda da artışlar yaşanır. Önce DEP’in Yenimahalle ve Mamak ilçe binalarına saldırılar düzenlenir. 14 Şubat 1994 tarihinde DEP’in Ankara il başkanlığı bombalanır. Bu gelişmelerden sonra DEP içinde yeni bir tartışma başlar. Bu tartışmanın konusu “seçimi boykot etme” şeklinde özetlenebilir.

DEP’e yönelik tepkiler sürerken koalisyon partilerinden DYP ile SHP arasındaki ilişkiler gerilmeye başlar. Genelkurmay'ın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e "DEP'ten rahatsız" olduğunu bildirmesi, politik çevrelerde ve kamuoyunda yeni bir tartışmanın şiddetlenmesine yol açar: Darbe tartışması. 'Darbe olur mu?' tartışmasının alevlenmesinde ilk uyaran Karayalçın'ın açıklamaları oldu. "Birilerinin demokrasiye yeniden ara vermek için hazırlık içinde oldukları açık" (Hürriyet, 23 Şubat 1994)

SHP'nin DEP'li milletvekillerini millet meclisine taşıması ve Mart ayındadaki DEP'lilerle ilgili gelişmeler, SHP'nin koalisyondan çekilmeye zorlanmasına yol açar. Bu durum yeni bir koalisyonun oluşması için yeni bir zemin hazırlamaktadır. Medya ağırlıklı olarak ANAP-DYP koaliyonunu desteklediği için yeni gelişmeleri DYP-ANAP koalisyonunun oluşması için bir fırsat olarak değerlendirir.

Seçimlere yaklaşılırken DEP 26 Şubat’ta seçimden çekildiğini açıklar. DEP'in seçimlerden çekilmesiyle yeni bir sorun ortaya çıktı. Güneydoğu Anadolu bölgesinde DEP'in tabanı, oylarını nereye kaydıracaklardı? PKK, bölgede halkın seçimi boykot etmesini istiyordu. Diyarbakır'da CHP'li başkan adayının öldürülmesi (Hürriyet, 18 Mart 1994), peşinden Diyarbakır SHP seçim bürosunun bombalanması (Hürriyet, 19 Mart 1994), seçime birkaç gün kala Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 14 adayın seçimden çekildiklerini açıklaması (Hürriyet, 26 Mart 1994), bölgede seçim öncesi tedirginliği ve korkuyu gösteren olaylardı.

Seçim öncesi siyasal ortamın ikinci eksenini Refah Partisi ve şeriatçılık tartışmaları oluşturuyordu. Gazete taramalarından edinilen izlenime göre, seçim öncesi RP’ye yönelik bir ambargo uygulanmış ancak bu durum RP’yle ilgili negatif haberlerin çıkmasını engelleyememiştir. Seçimden önce, Hasan Mezarcı’nın, İzmir’de Atatürk’e suikast düzenleyenlerin iade-i itibarını isteyen önergeyi DEP, DYP ve BBP’den milletvekilleriyle birlikte meclise vermesi üzerine, bu hareketin laik düzene karşı girişilen bir saldırı olduğu yönünde tartışmalar başladı. Bu gelişmeler, toplumsal bir tepkinin doğmasına yol açtı ve binlerce insan Anitkabir'i ziyaret etmeye başladı. Toplumsal tepklerin artması üzerine, RP'lı Hasan Mezarcı RP'den istifa ederek bağımsız milletvekili oldu. Refah Partisi DEP ile birlikte bir anda sistem dışı ilan edildi. Doğru Yol Partisi, Taksim'de 28 Şubat günü "Ata'ya saygı" mitingi düzenledi ve bu mitinge Refah Partisi ve DEP dışında bütün partileri davet etti.

Mezarcı hususu dışında RP karşıtlığını besleyen olaylardan biri de, Bosna için toplanan paraların Bosna'ya ulaştırılmadığının ortaya çıkmasıydı. RP'nin Bosna için topladığı yardım paralarının Bosna'ya ulaştırılmadığı iddiası, Bosna'daki yetkililerle yapılan görüşmeler sonucunda anlaşıldı. Bu paraların seçim propagandası için harcanmış olabileceği tahminleri yapılmaya başlandı. Günlerce manşette kalan bu haber, basında RP'nin 'gerçek yüzünü' göstermeye yönelik olarak yer aldı.

Üç parti, RP’den istifa eden Hasan Mezarcı ve DEP’li 6 milletvekili ile bu partiden ayrılan bağımsız Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıklarının kaldırılması için anlaştılar. Dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerinin bir kısmının meclis kapısından çıkar çıkmaz tutuklanması üzerine, DEP’li milletvekilleri Meclis’te sabahladılar. Bu olay, dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda koalisyonda uyuşmazlığa yol açtı. SHP dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıkmaktaydı. Bu arada medya dokunulmazlıkların kaldırılması ve tutuklama olayları üzerine ikiye bölünmüş, bir grup özgürlükçülüğe karşı bir hareket olarak yorumlarken, diğer grup ‘vatan hainlerinin mecliste’ gerekçesiyle dokunulmazlıkların kaldırılmasını desteklemiştir.

27 Mart seçimleri öncesinde, SHP’nin PKK’lıları meclise taşıyan parti olarak eleştirilmesiyle SHP ve DYP arasındaki koalisyon ortaklığı giderek SHP’nin aleyhine bir hal almıştır. Bu arada merkez sağ ve sağ basın ANAP–DYP koalisyonun gerçekleşmesi için çeşitli olası formülleri ortaya koymaktadırlar. Bunun dışında DYP grubunda, Çiller'e SHP ile koalisyonu bozalım baskısı yapılmaya başlanır. Çiller, ‘ANAP- DYP formülünün düşünülebileceğini' ancak, bu yolun Mesut Yılmaz'la yapılamayacağını belirterek, yakın zamanda bir ANAYOL hükümeti ihtimalini ortadan kaldırır. Ancak, seçim olana kadar çeşitli vesilelerle ANAYOL formülü hep gündemde kalmıştır.

Ekonomide yaşanan kriz, doların sürekli artması ile kendini ifade etmektedir. Ekonomideki kriz, 19 Mart’ta “ekonomi rayından çıkıyor” manşetiyle duyurulurken, seçime 4 gün kala, Koç Grunun yarısının kapanmasıyla tamamen belirgin hale gelir. Ekonomide yaşanan olumsuzluklar, uluslararası kredi kuruluşlarının Türkiye’nin kredisini düşürmesiyle uluslararası alanda da kendisini hissettirmektedir.

Güneydoğu sorunu, laiklik ve RP sorunu seçim öncesindeki siyasal atmosferin bileşenleri idi. Aynı dönemde ekonomik durumun tehlike çanlarını çok belirgin bir şekilde çalmasına rağmen, ekonomi kamuoyunu ilgilendiren konuların başında yer almıyordu. Oysa ekonomik durum, 1929 kriziyle benzerlik kurulacak kadar tehlikede görünüyordu. Ekonomi yazarları, ekonomik krizin üretimle ilgili olduğunu ve üretimde ciddi gerilemeler yaşanabileceğini, pekçok şirketin batıp insanların işsiz kalabileceğini, bu durumun ise çok ciddi sosyal sonuçlarının olacağını haber veriyorlardı. Nihayet bu beklentiler, 19 Mart'ta ortaya çıkmaya başladı. Dolar bir günde 2 bin 600 TL. artmış ve günlük artış oranı %10.9'u bulmuştu. "Dövizde kara Cuma" ya da "ekonomi rayından çıkıyor" gibi manşetlerle verilen haberler, seçim telaşını unutturamadı. Nihayet 23 Mart'ta finansal kriz olarak sunulan ekonomik krizin üretimle ilgili olduğu ortaya çıktı: KOÇ'un yarısı kapandı. Arçelik ve KOÇ'a bağlı on şirket üretimi durdurma kararı aldı.

Seçim öncesi, her parti kendisinin birinci parti çıkacağını ilan ederken yapılan anketlerin bütün yanlış tahminlerine rağmen, hiçbir partinin %25'in üzerinde bir oy alamayacağını doğru olarak ortaya koymaktaydı.

Yapılan anketlerde, koalisyon ortaklarını oylarında kayda değer düşüşler yaşanacağını gösteriyordu. Bu da seçim sonrasında hükümetin kalıp kalmayacağı sorununu gündeme getiriyordu. Tahminlerde çıkan başka doğru bir sonuç ise, RP'nin günün moda deyimiyle 'önlenemez yükselişi'ydi. Bütün karşı propaganda girişimlerine rağmen RP kamuoyu yoklamalarında ikinci parti olarak çıkıyordu. Bir yanda RP'nin yükselişi diğer yanda birbirleriyle 'kerhen' birlikte duran koalisyon ortakları, DYP grubunda koalisyonu bitirmek isteyenlerin sesini daha da gür çıkarmasına vesile oldu. Zira 5 Mart tarihli bir haberde SHP ile ortaklığın bittiğine dair haberler yer alır: Cavit Çağlar açıklamasında, "SHP ile ortaklık ölmüştür... Bu ortaklık 27 Mart seçiminden önce mutlaka bitirilmelidir" demektedir.

Bu arada, basında yer alan RP ambargosuna rağmen, seçime çok kısa bir süre kala hem ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’dan hem de TBMM Başkanı Cindoruk’tan seçim sonuçlarına ilişkin ilginç açıklamalar gelir. Hem Yılmaz hem de Cindoruk, seçimlerde kimsenin umduğunu bulamayacağını belirirler. Oysa seçim propagandası süresince, seçimlerde ANAP’ın oylarını artıracağı ve birinci parti olacağı imajı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Bu son açıklamalarla, RP’nin yükselişi ister istemez "kabullenilecek" bir durum olarak ortaya çıkmaktaydı. Nitekim aynı tarihte RP lideri Erbakan, 27 Mart'ın "Refah bayramı"olacağını açıklıyordu.

Seçim öncesi merkez sağdaki birleşme senaryoları seçim gününe kadar sürdü. Cindoruk, DYP ve ANAP'ın liderleri arasında kişisel düzeyde sürdürülen çekişmeden dolayı birleşmenin sağlanamaması nedeniyle, kendisinin, birlik için misyon yüklenebileceğini belirtti; ancak bu da sonuçsuz kaldı. Bu tartışma, birleşme durumunda, kimin ittifak partisinin lideri olacağı konusunda düğümleniyordu. (Birlik seçimden sonra da oluşturulamadı.)

Ekonomik çıkmaz, RP’nin yükselişi, DEP’in seçimleri boykot kararı, ardından, Güneydoğu Anadolu bölgesinde seçime girecek adayların PKK tarafından ölümle tehdit edilmesi, darbe söylentileri, merkez sağın sürekli birleşme dansına kalkmaları ama neticede ne solda ne de sağda bir birleşmenin gerçekleşmeyişi, seçimlere ilişkin beklentilerde bir endişe ve kuşku yaratıyordu. On üç partinin seçime katıldığı bir yerel seçimde, dikkati hiç çekmeyen bir parti Güneydoğu Anadolu bölgesinde etkin olmaya başlamıştı. Bu durum seçimsonuçları alınana kadar yeterince ilgi uyandırmadı. RP ve DEP ile PKK'ya kilitlenilmişti ve bunun dışındaki gelişmeler fazla yankı bulmuyordu.

Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki yeni aktör MHP idi. "Meclisteki PKK'lıların" atılmasından sonra, bunları meclise gönderen bölge halkı da milletvekilleriyle birlikte gizli bir şekilde 'PKK'lı' ilan ediliyorlardı. Toplumsal bir kamplaşmaya yol açan gelişmeler milliyetçiliğin yükselişinin zeminini hazırlıyordu. Nitekim MHP’nin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı Fikri Aksay, Nokta dergisiyle yaptığı söyleşide, bölgede bir PKK’nın bir de MHP’nin etkili olduğunu belirtiyordu: “ Burada iktidar partisi filan yok. Bir PKK, bir de devletin partisi, yani MHP var. Bana karşı tehdit diye bir sorun yok. PKK beni, bizleritehdit edemiyor, çünkü bizden çekiniyor. Biz PKK’ye korku veriyoruz.”(Nokta, 13 Mart 1994) MHP'nin bu yükselişini açıklayanlar, bölgede MHP'nin dar bir kesimden destek aldığını ancak, bölge halkının seçimleri boykot etmesi durumunda, bu partinin kolaylıkla seçimleri kazanacağını söylüyorlardı. Bunun dışında, MHP'nin bazı aşiretlerden ve özel timlerden destek aldığına dikkat çekiliyordu (Nokta, İsmet İmset, 13 Mart 1994).

DYP lideri Tansu Çiller'in, kadın başbakan olarak siyaset sahnesinde olması, yeni seçim döneminde kadınların siyasete katılmaları konusunu yeniden tartışılmasına yaramıştır. Bununla birlikte, yerel seçimlerde kadın adayların çokluğu dikkat çeken bir başka olguydu. Sadece SHP'nin göstermiş olduğu kadın başkan adayı sayısı 32'yi bulurken, onu 27 kadın adayıyla CHP izlemekteydi. Daha sonra 12 adayla ANAP, 10 adayla da DYP geliyor. RP partisi ise, seçim çalışmalarında, özellikle mahalle toplantılarında kadın partizanlardan çok büyük oranda yararlandığı halde, başkan kadın adayı göstermemiştir.

Bu atmosferde partiler, seçmenlerden oy isterken, adaylarının yerel yönetimlerde verecekleri hizmetlerden söz etmemekte ve yerel yönetim anlayışlarını ortaya koymamaktadırlar. Siyasal partiler, seçmenden oy isterken kendi adayları ya da yerel yönetim politikaları için değil 'bir kerelik' ya da ' ödünç' oy istemekteydiler. Bu durum aslında, seçime hazırlıklar başladığından beri takınılan bir tavırdı. Oyların bölünmemesi ve RP'ye oy gitmemesi gerektiği düşüncesi, 27 Mart seçimlerinin söylemi oldu. Partiler, yerel seçimlerde seçilecek başkan adaylarından çok, Türkiye düzeyinde alacakları oyu düşünmekte ve bunun parlamentodaki izdüşümünü merak etmektedirler. Ancak Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, partilerin hiçbir şekilde birleşmelerine yol açamamıştır.

Yerel seçimlerde adaylarla ilgili haberler ya da adayların programları sadece büyükşehirler için önemsenmektedir. Bununla birlikte, seçim mücadelesi adayların programlarından çok, kişisel karalamalar düzeyinde yürümektedir.

Belediye başkanlıklarında yaşanan yarış, sadece İstanbul, Ankara ve İzmir haberleri basında yer almaktaydı. İzmir’de seçim Işın Çelebi, Yüksel Çakmur ve Burhan Özfatura arasında cereyan ediyordu. Ankara’da ise, Korel Göymen ve Melih Gökçek arasındaki çekişme göze çarpıyor. İstanbul’da, SHP’nin adayı Livaneli, ANAP’ın adayı Kesici, DYP adayı Bedrettin Dalan ve RP’nin adayı Tayyip Erdoğan en baştaki isimler. Sabah gazetesinin desteklediği Livaneli’ye karşı Hürriyet gazetesi savaş açmış durumda. Kamuoyu yoklamalarında, İstanbul için Livaneli ve Kesici arasında bir çekişme söz konusuydu.

Yerel yönetimler için yöneticilerin seçildiği 27 Mart seçimlerinde, belediye başkanlığı ve bunun yanında da muhtarlık seçimleri vardı. Ancak belediye başkanlığı seçimleri dışındaki seçimlerle ilgili haber bulmak mümkün olmadı. Oysa gazeteler, RP'nin mahalle mahalle, ev ev dolaştıklarını ve sistemli bir şekilde örgütlendiklerini belirtiyorlardı. Her mahallede bir komisyon kuruluyordu. Bu nedenle hiç önemsenmeyen muhtarlık seçimleri bir açıdan çok can alıcı öneme sahipti aslında. Bununla ilgili aşağıdaki haber muhtarlık seçimlerinde RP'ye son anda yapılabilecek bir taktiği oluşturuyor.

Cumhuriyet, 20 Mart 1994: ".. siz eğer, büyükşehirde oturuyorsanız, mahalleniz için hangi muhtar adayına oy vereceksiniz". Muhtarlar partilerce aday gösterilmediği için oy pusulaları ile başbaşa kaldığınız anda hangi muhtar adayının adını seçim zarfına koyacaksınız?... Kim muhtar olursa olsun bana ne. Muhtar dediğini ikametgah senedi verir; nüfus cüzdanı örneği çıkartır. Muhtarın politikaya ne ilgisi var diyorsanız yanılıyorsunuz... Verso Araştırmalar Merkezi'nin yöneticisi Erhan Göksel, büyük kentlerde muhtar seçiminin belediye başkanı seçimi kadar önemli olduğunu söylüyor. 'Kentlerimizde muhtar seçimlerine katılma oranı düşüktür. Bu nedenle iyi bir organizasyon küçük bir azınlık istediği kişiyi muhtar seçtirebilir. Kentlerde mahalle düzeyinde en organize olan, seçmenlerini tanıyan... RP elbette.' ... Ne yapmak gerekiyor? Erhan Göksel, 'görevdeki muhtar kimdir, adaylar kimdir, kim RP'nin yandaşıdır, bunları öğrenmek gerek. Ve tabii, oyları da dağıtmamak. Bunun da bir tek yolu olabilir kadın muhtar adayı üzerinde oyları toplamak."

Seçim öncesinde Refah'a karşı geliştirilen hassasiyete karşı ve partilerin RP'nin kazanma tehlikesi yüzünden kendilerine oy isterken, büyükşehirlere seçilecek adaylar açısından bu kaygının taşındığı pek söylenemez. Zira, her parti en güçlü adaylarını çıkartarak en azından seçimde, RP'a karşı bazı yerlerde bir ittifak oluşturulmamıştı. Ancak, gazeteler aracılığıyla bu yönde seçmen yönlendirilmekteydi. Bu yönlendirmelere bir örnek verelim: Oktay Ekşi köşesinde, yerel seçim kampanyasının genel seçim havasında yapıldığını belirtmekte ve 'oyumuzukime vermeli' sorusuna, "laik cumhuriyeti yaşatacak olan" parti yada aday ile "laik cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan" parti ya da aday arasında tercih yapılmalı diye cevap vermektedir. (Hürriyet, 18 Mart) RP'in seçim sonunda, herhangi bir şekilde koalisyona girmesini engellemek amacıyla diğer partilerin seçim vaadi olarak RP ile koalisyon yapmayacaklarını seçmene söylemelerini isteyen yazarlar da RP'ye karşı yapılan geniş anti-propangada örneklerinden birini oluşturuyordu. Buna bir örnek Ertuğrul Özkök'ün yazısı. Özkök, RP'nin yükselişi ile 1973'ü karşılaştırıyor ve merkez partilerden kimlerin RP ile koalisyon yapmayacağını anlattıktan sonra, ANAP'ın da "seçimlerde birinci parti haline gelirsek ve tek başımıza hükümeti kuracak çoğunluğu elde edemezsek, Refah Partisi ile kesinlikle bir koalisyona girmeyeceğiz" şeklinde seçmene söz vereceğini (vermesi gerektiğini) belirtiyordu. (Hürriyet, 2 Mart).

Tuzla olayı ve ardından Mezarcı olayıyla toplumda DEP'e ve RP'ye karşı oluşmuş olumsuz izlenimin RP'ye açıktan cephe almayan partilerin laik seçmenin oylarını kaybedeceği endişesi, merkez partilerde, seçim propagandasının temelini bu iki temel konuya dayandırmaları sonucunu vermiştir.

III. SİYASAL PARTİLER

1. Anavatan Partisi -ANAP

12 Eylül anayasası, çok yüksek bir oy çoğunluğuyla onaylanmış, Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçilmiş, siyasal yasakları içeren geçici 4. madde de yürürlüğe girmişti. Dolayısıyla, siyasi liderlere siyaset yapma yasağı getirilmişti. ANAP, 1983 yılında böyle bir ortamda, Turgut Özal ve 37 kurucu üye ile birlikte kurulmuştur. ANAP, temel ilkelerine basına şöyle açıklar: "Milliyetçi, manevi değerlere saygılı, örf ve adetlere bağlı, serbest pazar ekonomisini hedef almış, sosyal adaletçi bir parti" (Nokta, 30 Ocak 1994). ANAP 12 Eylül anayasası ile onaylanan ve siyasal yasakları içeren geçici 4. maddenin yarattığı siyasal boşluk ortamında "dört eğilimi bünyesinde toplayan parti" sloganıyla kurulmuştu. Ancak kurucu 7 üye, Milli Güvenlik Konseyi tarafından veto edildi ve 30 üye ile ANAP, sonunda Milli Güvenlik Konseyinin onayını almıştı.

ANAP 26 Mart 1989 yerel seçimlerinde başarısızlığa uğradı. SHP %28,4 oy almış ve ANAP üçüncü parti olmuştu. 30 Ekim 1989 tarihi ANAP için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştu. Turgut Özal 285 milletvekilinden 263'ünün oyunu alarak üçüncü turda Türkiye'nin 8. Cumhurbaşkanı seçilmişti. ANAP'ta Turgut Özal'sız dönem böylelikle başlamış oluyordu.

Özal'ın yerine Erzincan milletvekili Yıldırım Akbulut başbakan oldu. Akbulut'un başbakan olmasıyla parti içi muhalefet artmaya başlamış, Akbulut Hükümeti sırasında Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz "işlerin çığrından çıktığı" gerekçesiyle istifa etmişti. Yılmaz, ANAP içindeki liberal kanadı temsil ediyordu. Böylece parti Yılmazcılar, Keçeciler, Güzelciler, Akbulutçular olarak dörde bölünmüştü. Akbulut'a karşı muhalefet birleşerek bir sonraki Olağan Kurula gidildi. Çok olaylı Olağan Kurulda Yılmaz 580, Akbulut 557 ve Güzel 20 oy almış, Mesut Yılmaz üçüncü turda seçimi kazanmıştı.

MesutYılmaz genel başkan seçilerek başbakanlığa atandı ve göreve başlamasından dört ay sonra erken genel seçim kararı almak zorunda kaldı. Seçimde ANAP DYP'den sonra ikinci parti olmuştu. Ancak, iktidarı ortağı olmayı kabul etmedi. İktidarda olmayan ANAP içinde tartışmalar yeniden alevlendi. Çekişme bu kez Yılmaz ve Keçeciler arasındaydı. Keçeciler ANAP'ta muhafazakar kanadın temsilcisiydi. Keçeciler'ın başını çektiği grup, kendilerine 83 ruhunu düstur edindiğini açıklamış ve Olağanüstü Kongre'de Yılmaz'ın karşısına Keçeciler çıkmıştı. 30 Kasım 1992'deki tarihi kongreÖzal'ın Keçecileri desteklemesine rağmen Yılmaz'ın parti genel başkanı olmasıyla sonuçlanmıştı. Kongre sonrası ANAP'taki muhalif kanat istifa etti, Keçeciler ve arkadaşları istifaların durmayacağını açıkladılar. "ANAP'taki erozyon" devam etti. Özal, Köşkten, "siyasete geri dönebilirim" sinyalleri yakmaya başlamıştı. Bu sorada Adnan Kahveci'nin ölümü ve peşinden Özal'ın ölümüyle bu tartışmalar noktalandı. İstifa eden Keçeciler ve arkadaşları partiye geri döndüler. 27 Mart yerel seçimlerine yeni transferle girdi. İstanbul için DPT'den İlhan Kesici, Şişli için DYP'li Çatalca Belediye başkanı Gülay Atığ transfer edildi.

ANAP'ın yerel yönetim deneyiminin örnekleri 1984 ile 1989 arasında görülüyor. Söz konusu dönemde ANAP 54 ilin belediye başkanlığı görevini yürütüyordu. Bu deneyimde toplumun ilgisini çeken çalışmalar başlatılmıştı. Örneğin, İzmir'de Özfatura Körfez'i temizletmeye başlatmış, Dalan İstanbul'da "gözleri gibi bir Haliç" ve Ulusoy Ankara'da "temiz hava" istemişti. Ancak bu çalışmalar 1989 yerel seçimhezimetini önlememişti.

27 Mart Yerel seçimlerinde ANAP'ın İstanbul Belediye başkan adayı İlhan Kesici, kenti 21. yüzyılın gerekiliklerine uygun yöneteceklerini, şehrin bugünkü görüntüsünün Bizans 'ı andırdığını söylüyor. ANAP yerel seçimlere bir model bulmak için Ocak ayından itibaren hazırlıklara başlamıştır. İstanbul için bir 'İstanbul Şurası' düzenlenmiştir. Şura, " İstanbul'a yönelik düşüncelere belli bir disiplin getirmek, güncel sorunlarla geleceğin beklentileri arasındaki öncelikli dengeleri iyi kuracak değerleri ortaya çıkarmak " amacıyla düzenlenmiştir. ANAP İstanbul için yeni bir yönetim modeli sunuyor, İstanbul il sınırları içinde tek bir şehir meclisi, ilçelerde ilçe meclisi öngörülüyordu. Devletin temel hizmetleri olan milli savunma, güvenlik, adalet, eğitim ve vergi dışındaki tüm işlerin bu İstanbul meclisine bırakılması gerektiği savunuluyordu.

İzmir Belediye Başkan adayı Işın Çelebi, İzmir'in su, çöplük, trafik problemlerini aşamadığını belirterek bu sorunların üstesinden geleceğini vaat ediyordu. İzmir'i kadınlarla yönetmeyi plandığını belirten Çelebi projelerini şu şekilde özetliyordu: " Tansaş'ın yönetimini kadınlara vereceğim. İzmir Belediye Meclis üyeliklerine kadınları sokacağız. Hatta bazı müdürlüklerin başında da kadınlar olacak. Tahtalı Barajı'nı devreye sokup 24 saat su vereceğiz. Trafik konusunda da kavşak, düzenlemsine gideceğiz. Çöp meselesini özelleştirme ile birlikte düşünüyoruz. Kemeraltı'nı 24 saat işletir hale getirip turizm ve ticareti geliştireceğiz. ....Emeklilerimize masa başında görevler vereceğiz. Gecekondu bölgelerini ıslah edip gecekondularda yaşayan insanların daha mutlu yaşamalrını sağlamak için altyapısı tamamlanmış arsalar vereceğiz ." (Tempo, 3 Mart 1994)

ANAP 1989-1994 tarihçesi

26 Mart 1989 Yerel Seçim
30 Ekim 1989 Özal'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi
9 Kasım 1989 Özal'ın göreve başlaması ve Akbulut hükümetinin kuruluşu
17 Kasım 1989 Akbulut'un genel başkanlığa seçilmesi
20 Şubat 1990 Mesut Yılmaz'ın Dışişleri başkanlığından istifası
3 Mart 1991 Semra Özal'ın İstanbul il başkanı olması
15 Haziran 1991 Olağan Kongre ve Mesut Yılmaz'ın genel başkan seçilmesi
20 Ekim 1991 Erken genel seçimler
21 Ekim 1991 Mesut Yılmaz hükümetinin istifası
25 Haziran 1992 Semra Özal'ın İstanbul il başkanlığından istifası
1 Kasım 1992 Ara Yerel Seçimler
17 Kasım 1992 Mehmet Keçeciler'in genel başkanlığa adaylığını koyması
30 Kasım 1992 ANAP olağanüstü kongresi
1 Aralık 1992 Mehmet Keçeciler'in, 15 arkadaşıyla birlikte istifası
5 Şubat 1993 Adnan Kahveci'nin ölümü
3 Mart 1993 Mehmet Keçeciler ve Yıldırım Akbulut'un geri dönüşü
17 Nisan 1993 Turgut Özal'ın ölümü
20 Kasım 1993 Güneydoğu Raporu

ANAP, il genel meclisi seçimlerinden, %0.44 daha az oy oranı ile DYP'den sonra ikinci parti olmuştur. 5,9 milyon seçmenin oyunu alan parti, büyükşehirlerde 3 başkanlık almıştır. Kasaba belediyelerindeki ağırlığı DYP'ye kaptırmış, ancak ilçe ve il merkezi belediyelerde DYP'den daha fazla başkanlık almıştır.

2. Doğru Yol Partisi -DYP

DYP 12 Temmuz 1991’deki seçimlerin Kasım ayında yapılması için TBMM’ye öneri götürür. 21 Ekim 1991 tarihinde sekiz yıllık ANAP iktidarı sona eriyordu. 19.dönem milletvekilliği erken seçimlerinde hiçbir parti tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamazken DYP 186 milletvekili ve Türkiye genelinde topladığı %27’lik oyla birinci parti oluyordu. 21 Kasım 1991 günü Başbakan Süleyman Demirel’in SHP ile kurulan koalisyon hükümetini Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a onaylatmasıyla, seçim meydanlarında söz verdiği “500 gün” çalışma süresi çalışmaya başlıyordu.

Ancak parti içi muhalefet giderek yükseliyordu. Özellikle Demirel’e yakınlığıyla bilinen Cavit Çağlar ve Cavit Çağlar’a yakın olan Ömer Barutçu ve Yaşar Topçu, parti içi muhalefetin boy hedefi haline geliyordu.

Aralık 1992’de AP’nin açılması DYP için sorun olmuştu. Demirel, AP’nin DYP’ye katılması gerektiğini belirtirken, Cindoruk buna karşı çıkıyordu. 119 Aralık 1992’de Adalet Partisi DYP’ye katılmayı kabul ediyordu. 1993 yılının başlarında, Hüsamettin Cindoruk ve ‘şahinler’, Süleyman Demirel’i DYP’’nin yetkili organlarını çalıştırmamakla ve ‘tek adam’lıkla suçluyorlardı. Şahinler, hükümette 500. Gün dolduğu zaman partinin yeniden gözden geçirilmesini aksi taktirde parti aktif muhalefet yapacaklarını açıklıyorlardı. Aynı günlerde Süyelman Demirel, 1992’un reform yılı olacağını söylüyordu.

17 Nisan 1993’te Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümü üzerine, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olur. Yerine ise Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı Tansu Çiller’i bırakıyordu. 16 Mayıs 1993’te Süleyman Demirel’in Çankaya’ya çıkmasıyla, Parti genel başkanlığı yarışı hız kazanmıştı. 13 Haziran’da Türkiye’nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller, seçimi kazanır. 24 Haziran 1993’te İnönü ile yeni koalisyon protokolü imzalanıyordu. Çiller, kabineyi açıkladığı zaman, Demirel’in önerdiği 16 kişiyi kabineye almayarak ‘Demirel gölgesi’ni daha başlangıçtan itibaren silmeye çalıştı. DYP ile SHP arasındaki görüş ayrılığı Sivas Katliamı ile doruğa tırmanıyordu.

27 Mart Yerel seçimleri yaklaşıyordu. DYP, AP dönemi dahil 24 yıldı İstanbul’da yerel seçim kazanamamasını göz önüne alarak Bedrettin Dalan üzerine kurul bir seçim stratejisi uygulamaya çalıştı. Burada, ekonomik açıdan çok kötü bir döneme girilmişti ve Tansu Çiller, Ocak’ta Devaülasyon kararı aldı. Cavit Çağlar ve ekibi, Tansu Çiller’i eleştirmeye başlar. Bu durum 27 Mart’ın hemen öncesinde de devam eder. Cavit Çağlar, SHP ile koalisyona devam edilmesine karşı çıkmaktadır.

DYP 27 Mart Yerel seçimlerine, özellikle Güneydoğu konusunu ve RP’nin yükselişini seçim propagandası olarak kullandı. “DYP’ye her oy PKK’ya bir kurşundur” sloganıyla yola çıktı. Aynı dönemde PKK’nın metropollere yönelik terör eylemleri de toplumda büyük bir tepkiyle karşılanıyordu. Tuzla katliamı bu tepkinin artmasına yol açtı. Bunun dışında, RP’den bazı milletvekillerinin Atatürk velaiklik karşıtı söylem ve eylemleri ile birlikte kamuoyu hem Güneydoğu sorununa hem de laiklik sorununa aşırı hassaslaşmış bir görüntü çiziyordu. Bu nedenle Tansu Çiller’in seçim propaganda konusu her ne kadar yerel seçimle ilgili olmasa da gündeme tam uygun düşmekteydi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Bedrettin Dalan, geçmişte ANAP’tan Belediye Başkan adayı iken, DYP tarafından “Dalan’a talana hayır” kampanyasıyla yıpratılmaya çalışılan belediye başkanıydı. İstanbul Beyoğlu Belediye Başkan adayı ise seçimlere daha sonra tartışmalara konu olacak bir tasarıyla seçime giriyordu “Önce Beyoğlu’na cami yapacağım”.

DYP 1989-1994 tarihçe

24 Kasım 1990 DYP'nin 3. Olağan Büyük Kongresi
  Süleyman Demirel yeniden genel başkanlığa seçildi.
3 Haziran 1990 Ara yerel seçimler
21 Ekim 1991 Sekiz yıllık Anap iktidarı sona eriyor,
  19. dönem milletvekilliği erken seçimlerinde DYP 186 milletvekili çıkarıyor.
21 Kasım 1991 SHP ile kurulan koalisyon hükümeti çalışmaya başlıyor.
19 Aralık 1992 Adalet Partisi'nin DYP'ye katılması kabul ediliyor
16 Mayıs 1993 Demirel Cumhurbaşkanı seçiliyor.
13 Haziran 1993 Tansu Çiller DYP genel başkanı
24 Haziran 1993 Çiller,SHP lideri Erdal İnonü ile yeni koalisyon protokolünü imzaladı.
25 Haziran 1993 Yeni kabine açıklandı.
8 Aralık 1993 Yerel seçimler için Bedrettin Dalan'ın üzerine kurulu bir seçim stratejisi hazırlandı.
Aralık 1993 İstanbul il başkanı Orhan Keçeli istifa ediyor yerine Maral Öztekin getiriliyor.
22 Aralık 1993 Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Tansu Çiller'le baba-kız döneminin bittiğini açıklıyor.
27 Ocak 1994 Hükümet devalüasyon kararı alıyor.

Parti, il genel meclisi seçimlerinde 6 milyon oy alarak %21'lik bir varlık göstermiştir. En başarılı olduğu belediye kademesi kasaba belediyeleridir; bu grupta en fazla başkanlık kazanan partidir. İlçe belediyelerinde birinciliği ANAP'a kaptırmış, ikinci sıraya düşmüş; il merkezi belediyelerde RP ve ANAP'tan sonra üçüncü sıraya yerleşebilmiştir. Büyükşehir belediyelerinde ise, aldığı 3 başkanlıkla ANAP ileeşit ağırlık sergilemiştir.

3. Sosyal Demokrat Halkçı Parti -SHP

27 Mart yerel seçimlerine “sağ mı geliyor hadi canım sen de” sloganıyla giren SHP, 1989 yerel seçimlerinde göstermiş olduğu başarıdan sonra, hızla oy kaybetmeye ve erimeye başlayan bir parti oldu.

26 Mart 1989 yerel seçimleri SHP için uzun zamandır özlediği bir zafer olmuştu. Ancak parti tartışmaları durmak bilmiyordu. 1990’da bir yıl içinde iki defa olağanüstü kurultaya gidiliyordu. Belediyecilik açısından da SHP’nin işleri fazla yolunda gitmiyordu. 1990 yılında yapılan mini ara yerel seçimlerde, ANAP 11 belediye başkanlığını alırken SHP sadece 2 tane elde edebiliyordu. Bunun yanında bu mini seçimlerde DSP İstanbul Bayrampaşa’da ezici bir çoğunluk elde etmesiyle SHP’nin parlak zaferinin devam etmeyeceği, gerileme dönemine girdiği mesajı alınıyordu.

29 Eylül’de tekrar bir olağanüstü kurultaya gidildi. Bu Kurultay’da Baykal, İnönü’nün Genel Başkanlığı bırakmasını ister. Ancak yine İnönü seçilir. Bu arada ANAP da oldukça hareketli bir dönem geçirmektedir. Turgut Özal Cumhurbaşkanlığı koltuğuna otururken, Yıldırım Akbulut ANAP genel başkanlığına getiriliyordu. Bu arada Mesut Yılmaz, Yıldırım Akbulut’a karşı muhalefet bayrağını açıyor ve ANAP genel başkanlık yarışını kazanıyordu. Başbakanlık koltuğunun 4. ayında Mesut Yılmaz erken genel seçime gitme kararı veriyordu. Genel seçimlerde DYP %27.2 oy oranı ile birinci, ANAP %24.1 oyla ikinci ve SHP %20.7 oy oranıyla üçüncü oluyordu. SHP bu oy oranıyla meclise sadece 88 milletvekili getirebiliyordu. Fakat kimse tek başına hükümet olamamıştı. Yılmaz, ana muhalefette kalmayı tercih ediyor ve DYP-ANAP koalisyonuna sıcak bakmıyordu. Geriye kalan olasılık ise DYP-SHP koalisyonuydu. Biraz aceleyle, biraz da “3.MC gelir” gerekçesiyle DYP-SHP koalisyon kararı alınıyordu (21 Kasım 1991). İnönü başbakan yardımcısı oluyor, SHP’nin payına da 12 bakanlık düşüyordu.

SHP ara genel seçimlerde, Güneydoğu Anadolu Bölgesinden HEP adaylarını kendi listesinden aday göstermişti ve 20 kadar HEP milletvekili SHP’de ve mecliste bulunuyordu. Bu nedenle yoğun eleştirilere maruz kalmıştı SHP. Özellikle Ecevit bu konuya çok yükleniyordu. Milletvekillerinin yemin töreni sırasında, bazı HEP’li milletvekillerinin “ülkenin bölünmez birliği ve bütünlüğü ile Atatürk ilkelerine bağlılık” yemini etmek istememeleri ve kırmızı-yeşil-sarı kurdelelerle kürsüye çıkmaları üzerin İnönü, “bunlar bizden olamaz, istifa etmiş sayıyorum” demek zorunda kaldı. HEP’li milletvekilleri bir süre sonra SHP’den ayrılarak, HEP’e geri döndüler.

Bu arada hükümet 500.güne giriyordu. SHP ile DYP arasında özellikle, Güneydoğu, enflasyon, demokratikleşme paketi gibi sorunlarda SHP’nin istekleri pek yerine getirilmiyordu. Bu da partide ve milletvekillerinde huzursuzluk yaratıyordu. Bu arada, kapatılan siyasi partilerin yeniden kurulabilmesi olanağıyla CHP’nin kurulması, SHP’de sorun yaratacağa benziyordu. Bu arada DSP ve SHP arasında birlik görüşmeleri başladı ancak kimse tam olarak ‘birleşme’ için ortak bir projede anlaşamıyordu. Son kurultayda, tekrar İnönü’ye yenilen Deniz Baykal ve arkadaşları bu gelişmeler yaşanırken, CHP’ye geçerler.

Turgut Özal’ın beklenmedik ölümü (17 Nisan 1993) üzerine, yerine Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olur. Demirel, yerine Tansu Çiller’i bırakır ve DYP-SHP koalisyonu, 2 Haziran’da yeni kabinenin açıklanmasıyla, devam eder. Bu arada Sivas’ta 33 kişinin katledilmesi ve koalisyonda sorun yaratır, çünkü olayda İnönü ağırlığını koyamamış, İçişleri Bakanı olaydan sonra görevden alınmamıştı. Bu olay alevi kitlede büyük bir tepkiyle karşılandı.

İnönü, 6 Haziran 1993’te istifa kararını açıklar. İnönü, “Türkiye’de genel başkanların değişebileceğine öncülük etmek istiyorum” der. Bütün İnönü’yü ikna etme çabalarına rağmen İnönü’yü bu kararından vazgeçiremezler. İnönü, Eylül’de yapılacak olan olağan kurultuya kadar görevinde kalacaktı.

İstanbul İl Kongresinin 1 Ağustos 1993 günü toplandığı gün, Hürriyet gazetesinin manşetinde, İSKİ skandalına karıştığı iddia edilen ve Göknel’den düzenli maaş aldığı söylenen SHP’li yöneticileri açıklanıyordu. Bunlar SHP il başkanı Yüksel Çengel, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay’dı. Bu olay SHP’nin kamuoyunda daha da yıpranmasına yol açmıştı.

11-12 Eylül’deki kongreye bu havada gidildi. İnönü genel başkanlıktan ayrılıyordu ve yerine dört başkan adayı vardı: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın, Aydın Güven Gürkan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur ve Tolga Yarman. Karayalçın, bu kurultaydan SHP’nin yeni genel başkanı olarak çıktı. Ancak, kurultaydaki Karayalçın ve Gürkan arasındaki çekişme, kurultaydan sonra da devam etti. 19 Eylül’de resmen Başbakan Yardımcısı olmasıyla, 27 Mart seçimlerine giden süreçte Karayalçın-Çiller hükümeti göreve başlamış oluyordu.

Karayalçın, Sözen’i ekarte edip yerel seçimlerde İstanbul’dan Zülfü Livaneli’yi göstermişti. Livaneli’nin sanatçı ve kentli kimliği SHP için yeni bir imaj değişikliği anlamına geliyordu. Ancak, bu imaj değişikliğinin 27 Mart seçimlerinde yetmediği görüldü.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Zülfü Livaneli, yerel seçimlere “kaçak yapılaşmaya karşı” bir kampanya başlatarak girdi. Livaneli, kaçak yapılaşmanın, Hazine arazilerine yapılan binaların barınma ihtiyacını hedeflemediğini, rant sağlamaya yönelik bir olgu olduğunu belirtiyordu. Livaneli, kaçak yapılaşmanın, gecekonduların yıkılmasıyla engellenemeyeceğini belirterek, kendi başkanlık dönemlerinde gecekondularla ve burada yaşayan insanların sorunlarıyla uğraşacak bir birim kuracaklarını ifade ediyordu. “Gecekonduyu yasaklamak, bir adanın etrafındaki denizi yasaklamak gibi bir şey. Biz gecekondular arasında boğulmuş azınlık olarak yaşıyoruz şu anda. Mümkün değil ama, onlar bizi ortadan kaldırmaya karar verirlerse yaparlar! Yoksa, ben de tuğla ve demir filizleri görmekten nefret ediyorum. Ama buna bir çözüm geliştirdik. ... Devlet madem ki göçü destekliyor politika olarak, bu insanlara bir yer göstermek zorunda. ...Pratik çözüm nedir? Turgut Özal’ın sigara formülü diyorum ben buna. Kaçak gelen sigarayı mafyaya satıyordu. Aynı şeyi arsa konusunda yapınca, mafyayı yok edersiniz. Çaresi basit. Eğer böyle giderse, İstanbul arazileri işgal edilecek. Bu arsaları müteahhit firmalarla anlaşarak, yılda 80 bin konut yapmak mümkün... Gelen adama da gel buraya otur diyeceksin...” (Nokta, 20 Şubat 1994)

Ankara’da Koral Göymen, İzmir’de Yüksel Çakmur büyükşehir belediye başkan adayları oldular.

Seçim SHP için büyük bir başarısızlık olarak sonuçlandı. Özellikle, 1989 yerel seçimleri ile kıyaslandığında SHP %27’lerden %13’lere gerileyen bir parti durumuna düşmüştü.

SHP kronolojisi 1989-1994

26 Mart 1989 Yerel seçimlerde SHP birinci parti oluyor.
4 Haziran 1989 Olağanüstü kurultay
27-28 Ocak 1990 Olağanüstü kurultay
  İnönü ve Baykal arasındaki başkanlık mücadelesi İnönü’nün seçim kazanmasıyla sonuçlanıyor.
29 Eylül 1990 Olağanüstü kurultay ve İnönü tekrar seçiliyor.
20 Ekim 1991 Erken genel seçim, HEP'le seçim ittifakı ve
21 Kasım 1991 DYP-SHP koalisyonu
25-26 Ocak 1992 7.Olağanüstü kurultay (486 516 ile yine İnönü başkan seçiliyor.)
9 Eylül 1992 CHP açılıyor. Baykal ve ekibi CHP'ye geçti.
6 Haziran 1993 İnönü istifa edeceğini açıkladı.
1 Ağustos 1993 İstanbul il kongresi ve Hürriyet'ten yayımlanan İSKİ skandalında Göknel'den düzenli olarak maaş alanlar açıklandı. SHP il başkanı Yüksel Çengel ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay.
11-12 Eylül 1993 Murat Karayalçın, Aydın Güven Gürkan, Tolga Yarman ve Yüksel Çakmur arasında geçen seçim Murat Karayalçın'ın seçilmesiyle sonuçlanıyor.
19 Eylül 1993 Karayalçın, İnönü'den görevi devralarak başbakan yardımcısı oldu.
27 Mart 1994 SHP, %13.57 oy oranıyla, yerel seçimlerde dördüncü parti oldu.

SHP, 1994 il genel meclisi seçimlerinde 3,8 milyon oy alarak, toplam içinde %13 büyüklüğünde pay almıştır. Toplam belediye başkanlığı alan partiler sıralandığında üçüncü sırada olmakla birlikte, bu konumunu kasaba ve ilçe belediyelerinden kazanmıştır. Büyükşehirlerin yalnızca ikisinde varlık gösterebilmiş, 61 il belediyesinin yalnızca 8'inde sonuca gidebilmiştir.

4. Refah Partisi -RP

1969 yılında AP içinde Necmettin Erbakan, Bağımsızlar Hareketi adı altında bir grup örgütlemiş, grup bağımsız aday olmuştu. Bağımsız adaylardan sadece Erbakan Konya'da seçilmişti. Refah Partisi, 1970 yılında Milli Nizam Partisi -MNP adıyla siyasi yaşama girdi. MNP'nin ömrü fazla uzun sürmemiş, 12 mart 1971'de MNP'nin "laikliğe ve Atatürk devrimlerine aykırı hareket ettiği" gerekçesiyle kapatılmıştı. MNP'nin kapatılmasından birbuçuk yıl sonra Milli Selamet Partisi -MSP kurulmuştu. Erbakan, MSP'nin kurulmasında görev almış, 1973 seçimlerinde MSP yüzde 11.8 oy alarak 48 milletvekili çıkarmıştı. MSP'nin devamı olan Refah Partisi 1983'te kurulmuştur. 1983 seçimlerine katılamayan parti, daha sonra pekçok kesimden insanın oyunu alarak hızla tabanını genişletmeye başlamıştır. 1990'larda Adil Düzen sloganıyla, toplumsal gelir dağılımının ve adaletin sorgulandığı bir dönemde, insanların dikkatlerini çekmeyi başarmıştır.

Refah Partisi il genel meclisi seçimlerinde 5,4 milyon oy alarak, toplam oyların %19'unu almıştır. En fazla belediye başkanlığı kazanan üçüncü parti olarak 327 belediye başkanlığını almıştır. Ancak büyükşehir belediye başkanlıklarında sağladığı başarı daha çarpıcı olmuştur. Bu grupta 6 büyükşehir belediye başkanlığını alarak, birinci sıraya yerleşmiştir. Bu başarı, il merkezi belediye başkanlıkarı için de geçerlidir. 22 belediye başkanlığı alarak ilk sıraya yerleşmiştir. İlçe merkezi belediyeleri ile kasaba belediyelerinde ise ancak dördüncü sıraya yerleşebilmiştir.

5. Demokratik Sol Parti -DSP

Demokrat Sol Parti’yi kurma hazırlıkları 1983’te başlamış, parti 14 Kasım 1985’de kurulmuştur. Demokratik Sol’un oluşumcuları, başta Türk-İş Başkanı Halil Tunç, işadamı Murtaza Çelikel ve doktor Sedat Akman’dı. Ancak bu kişilerin zamanla oluşumla bağları kopmuştur. Yeni oluşumcular Mimar Cahit Ülkü,Ecevit’in eski kalem müdürü Salih Kurt ve THY eski Teftiş Kurulu Başkanı Ali Ekber Eren’di. İsveç’te Olof Palme’nin uyguladığı ‘sandık çevresi’ modelini örnek aldıklarını söylüyorlardı. Bu modele göre, “her sandık çevresinde işçi, ev kadını, esnaf, üretici, vb. gibi 12 sosyal kesim temsilcisi yer alacaktı. Kaba bir hesapla Türkiye’de 85 bin sandık çevresi olduğu düşünülürse, bu bir milyonu aşkın kurucu demekti”.

Partinin başkanlığını Rahşan Ecevit üstlenmiş, 1987’de yapılan referandumla, eski siyasi yasaklıların yeniden siyasete dönmesi sağlandığında, parti başkanlığı Bülent Ecevit’e geçmişti.

1987 genel seçimlerinde barajı aşamayan DSP, 1991 genel seçimlerinde, nihayet ülke barajını aşıyor ve meclise 7 milletvekili gönderiyordu. Oy oranı ise, %10.8 idi. 1994 yılına kadar gelinen süreçte Demokratik Sol Parti liderinin adıyla özdeşleştirilen bir parti haline geldi. SHP Ecevit’i “faşist”likle Ecevit de SHP’yi PKK’laşmakla suçluyordu. 1992’de eski partilerin kurulabilmesiyle birlikte Ecevit’te bir yumuşama gözlense de İnönü’nün “CHP, SHP’ye katılsın “ demesine Ecevit “CHP, DSP’ye katılsın” diye karışlık veriyordu. Baykal’ın CHP’ye katılması ile iki partinin birleşme umudu daha da zayıflamıştı.

DSP 27 Mart seçimlerine, yine birleşme tartışmalarının ortasında girdi. Tabandan sosyal demokratlara yapılan bütün baskılara rağmen, solda bir birleşme ne seçim öncesinde ne de seçim sonrasında sağlanabilmiştir. DSP 27 Mart seçimlerinde belediye başkanlıklarında kendini gösterememiştir. Hatta il genel seçimlerinde CHP’niniki katı oy almasına rağmen belediyelerde oldukça başarısız olmuştur. DSP İl Genel Meclisi seçimlerinde %8.77 oy alırken, ne büyükşehir belediye başkanlığı ne de il belediye başkanlığı kazanmıştır. Toplam 23 belediye kazanan DSP, 4 9 ilçe ve 14 belde belediye başkanlığı kazanmıştır. Bu nedenle, DSP’ye yönelik ‘örgütsüz parti’ eleştirileri, 1994 yerel seçimlerinde doğrulanmıştır.

6. Sosyalist birlik Partisi -SBP

SBP, 27 Mart seçimlerine, bazı sosyalist grup ve çevrelerle birlikte giriyordu. SBP Genel Başkanı Sadun Aren, hükümetin özellikle özelleştirmeye dayalı programını eleştirir ve özelleştirmenin hiç bir şekilde ülkeye ek bir kazanç sağlamayacağını, el değiştiren mülkiyetin üretim miktarını artırmayacağını belirtir. Üretim miktarında bir artış için, KİT’lerin ancak uluslararası tekel sermayeye satılmasıyla mümkün olacağını; bununda ülkeye uzun dönemde büyük kayıplara yol açacağını belirtmektedir. (Nokta, 27 Şubat 1994)

Sosyalist Birlik Partisi, seçime Birleşik Sosyalist Alternatif’i temsil ederek girer. Henüz oluşma aşamasında olan Birleşik Sosyalist Alternatif SBP adıyla seçime girer. Birleşik Sosyalist Alternatif SBP, Kurtuluş, Emek ve Yeni Yol tarafından, sol ve sosyalist birikimin toparlanması ve yeniden etkin bir siyasal güç düzeyine yükseltilmesi için yoğun çabalara ihtiyaç olduğu gerekçesiyle oluşturulmuştur. SBP İstanbul Büyükşehir belediyesi Başkan adayı A. Başer Kafaoğlu, seçimlerde temel hedeflerinin sosyalizmin sesini duyurmak olduğunu belirtiyor. Kafaoğlu, bütün partilerin sağa kaymış olduğunu; “RP’nin dinci sağ, Livaneli’nin yeni sağ, ANAP ve DYP ise eski sağı temsil ettiklerini” belirtiyor. Türkiye’de seçmenin bütün partileri reddettiğini belirten Kafaoğlu, geleceğin yeni partilerin olduğunu söylüyordu.

SBP il genel meclisi seçimlerinde 80.000 oy ile %3'lük varlık göstermiş, belediye başkanlığı seçimlerinden hiçbir sonuç elde edememiştir.

7. İşçi Partisi -İP

İşçi Partisi, 27 Mart seçimlerine sosyalist parti olarak oldukça iddialı girdi. Doğu Perinçek seçim öncesinde, 27 Mart’ta seçimlerden “büyük bir sıçrama yaparak” çıkacaklarını belirtiyordu. Perinçek, İşçi Partisinin yerle seçimlerde kazandıkları taktirde uygulayacakların halk meclisleri modeli olacağını belirtmektedir. (Nokta, 27 Şubat 1994) İşçi Partisi yerel yönetimlerde Halk Meclisleri modelini ilk kendileri ortaya attıklarını; SHP ve RP tarafından da bugün desteklenen modeller olduğunu dile getirmektedir.

“Halk Meclisleri Modeli

Köylerde o köyde oturan 18 yaşına basmış köylülerin bütününden oluşacak meclisler kurulacak. 11 meclis üyesinden kurulan köy kurulu toprak reformu ve dağıtımını yürütecek.

Mahalle meclisleri 100 kişiden oluşacak. 11 üyeden oluşan mahalle kurulu, mahallenin işlerinden sorumlu olacak.

İl halk meclisi 500, ilçe halk meclisi 300 üyeden oluşacak, seçime gelen üyelerin dışında, işçi ve memur sendikaları üyeleri ve meslek kuruluşları bu mecliste birer üyeyle temsil hakkına sahip olacak.

İl ve ilçe halk meclislerinin içinden seçilen il ve ilçe halk hükümetleri, yerel ilişkileri düzenleyecek.

Ülke çapında emekçilerden kurulan 900 kişilik ulusal halk meclisi, genel iradeden sorumlu olacak. Ulusal halk meclisi başkanı devlet ve parti başkanlığını da yürütecek.”

Parti, il genel meclisi seçimlerinde 79.000 oy alarak %0.3'lük bir varlık gösterebilmiş, belediye başkanlığı seçimlerinde sonuç elde edememiştir.

8. Büyük Birlik Partisi -BBP

Büyük Birlik Partisi 29 Ocak 1993 tarihinde; Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve 99 kurucu üye tarafından kurularak Türk siyasi hayatındaki yerini aldı.

1991 Milletvekili Genel Seçimleri’nde Sivas Milletvekili seçilen Muhsin Yazıcıoğlu; MÇP’den, Ülkü Ocakları’ndan gelen arkadaşlarıyla birlikte, MÇP’nin Ülkücü Hareket’in misyonundan uzaklaştığı ve partinin oportünist anlayışla, marjinal bir çizgiye çekildiği gerekçesiyle, 7 Temmuz 1992’de istifa ettiler. MÇP’den istifa eden Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu'nun önderliğindeki 5 parlamenter ve beraberinde Ülkü Ocakları eski yöneticileri, 1980 öncesi MHP Gençlik Kolları Yöneticileri, MÇP Başkanlık Divanı ve MKYK üyeleri “Yeni Oluşum Hareketi” adlı bir organizasyon başlattılar.

Bu çalışmalar sonunda bir Siyasi Karar Kurultayı toplanması ve hareketin geleceğine bu kurultayın yön vermesi görüşü benimsendi. Bu arada yayınlanan Milli Mutabakat Çağrısı’na cevaben değişik siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinden katılımlar oldu.

6 Aralık 1992’de “İkinci Söğüt” olarak da isimlendirilen Siyasi Karar Kurultayı, Ankara Söğütözü Spor Salonu’nda toplandı. Kurultayda, Yeni Oluşum Hareketi’nin, siyasi parti olarak hayatına devam etmesi kararı alındı. Siyasi partinin program ve tüzük çalışmaları, çok sayıda akademik toplantıyı da içeren yoğun bir çalışma temposu sonunda tamamlandı.

Partinin isminin “Büyük Birlik Partisi”, ambleminin “hilal içinde gül” olması kabul edildi. Kurucular Kurulu’nun titizlikle oluşturulmasından sonra, 29 Ocak 1993’de Büyük Birlik Partisi resmen kuruldu.

Büyük Birlik Partisi, kuruluşundan hemen sonra Türkiye genelinde örgütlenme barajını aşıp, 14 Temmuz 1993’de 1. Olağan Büyük Kurultay’ını yapmış ve seçimlerine katılmıştır.

Parti seçimlerde 4'ü ilçe merkezi ve 7'si kasaba belediyesi olmak üzere 11 belediyede başkanlık almıştır. İl genel meclisi seçimlerinde 355.000 oy alarak toplam içinde %1'lik varlık göstermiştir.

9. Milliyetçi Hareket Partisi -MHP

Genel başkan Alparslan Türkeş’in yazdığı 9 ışık adlı kitapta MHP’nin teorik temelleri şöyle özetleniyor: Milliyetçilik, Ülkücülük, Ahlakçılık, Toplumculuk, İlimcilik, Hüriyetçilik, Köycülük, Gelişmecilik ve Halkçılık, Endüstricilik ve Teknikçilik.

1991 genel seçimlerinden beri MHP önemli bir değişim dönemi yaşamaktadır. Tanıl Bora bu değişim sürecini MHP’nin bir bakıma 1960-70’lere dönüşü olarak yorumlamaktadır. Sovyetler Birliğinin çözülmesiyle birlikte, Türkçülüğün baskın hale gelmesi, bu ideolojik geri dönüşün temel esasını oluşturuyor. Türki Cumhuriyetlerin Turancı hedefleri canlandırması ve kürt meselesinin ‘reaksiyoner Türk milliyetçiliği’ için bereketli bir zemin oluşturması, MHP’de Türkçülüğün baskın hale gelmesine neden oldu. Böylelikle, 80’lerde ideolojik ‘sıvası’na kattığı islamcı ve muhafazakar ‘renk’ler solmaya başladı. MHP böylelikle, muhafazakar tabanını zayıflattı ise de kendine genç bir taban yaratmış oldu.

Yerel seçim propagandasında saldırgan bir uslup görmek mümkün. MHP Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı Hüseyin Cevizoğlu, pazarcıları PKK’lı olarak nitelendiriyor ve pazarda bir ‘temizliğe’ girişeceğini söylüyordu: “Ben orada belediye yetkisini kullanarak girişimler yapacağım. Öbürünü de belediye yetkileri içerisinde yapacağım. Benim adımımla üzerine yürüsem, o zaman kavga çıkar. Yalnız temizleyeceğim. Bunu vaat ediyorum Ankaralıya.” (Nokta, 6 Mart 1994)

MHP, seçimde, il genel meclisi sonuçlarına göre, 2.248.013 oy almış ve %7.97 oy oranıyla seçimden çıkan en başarılı parti olmuştur. Ancak MHP’nin oy oranındaki bu artış üzerinde, genel olarak, RP’ye olan tepkiler nedeniyle çok durulmamıştır.

10. Demokrasi Partisi -DEP

DEP kurulduğundan beri kamuoyunda 'kürt partisi' olarak bilinmekten rahatsızlık duydu ve bu nedenle bazı yerlerde, farklı etnik kökenli insanları seçimlerde aday göstermeye gayret etti. DEP Grup Başkan Vekili Remzi Kartal, DEP'in kesinlikle bir kürt partisi olmadığını belirterek şöyle diyordu:

"DEP, Kürt sorununu Türkiye'de sosyal, ekonomik, kısaca bütün alanlarda sorunların kaynağı, merkezi olan bir sorun olduğuna inanan bir parti. Bölgede uygulanan ret politikalarının bir çözüm getirmeyeceğine ve sorunun da buradan kaynkalandığına inanan bir partidir. Kürt sorunuyla ilgili bu perspektifi Kürtlerin partiye daha çok ilgi duymasını sağlamamıştır. Sadece Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da seçime girme imkanımız oldu. Başka bir yerde seçime girme imkanımız olsaydı, herhalde ortaya çıkan tablo çok daha farklı olurdu".(Nokta 27 Şubat 1994)

Demokrasi Partisi yerel seçimlere girmeme kararı almadan önce hazırlamış oldukları "yerel yönetim programı"nda ağırlıklı olarak şu konulara değiniyordu:

"Yerel yönetim modelimiz, nispi temsil esasına göre, katılımcılık ve çoğulculuk üzerine inşa edilmiş, halkın kimi zaman doğrudan, kimi zaman temsilcileri ile katıldığı 'yerinden yönetim modeli'dir. Bu modelde demokratik bir yapıya kavuşturulmuş merkezi idareye karşı özerk, ancak eşgüdüm ve uyum içinde bir yerel yönetim vardır.Belediye Başkanı direkt halk tarafından seçilmiştir. Şimdiki görevleri yanında, il belediyelerinde vali, ilçe belediyelerinde kaymakamın görevlerini karşılayacak görevler yüklenmiştir. Dolayısıyla beldenin, yerel güvenlik, trafik, sağlık, eğitim, maliye gibi merkezi iade kontrolündeki hizmetler belediyelere aktarılarak, katı merkeziyetçi yapıya son verilecektir. "(Nokta 27 Şubat 1994)

11. Seçime İlk Kez Katılan Partiler Açısından 1994 Seçimleri

27 Mart yerel seçimlerine ilk kez katılan partiler Büyük Birlik Partisi, Demokrat Parti, Yeniden Doğuş Partisi ve Sosyalist Birlik Partisi ydi. Bu partiler için 27 Mart, kendilerini tanıtma ve seçim sonuçlarından sonra siyasal mücadeleye devam edip etmeme kararı verme anlamına geliyordu. MHP’den ayrılan Sivas milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları tarafından kurulan BBP, Sivas başta olmak Orta Anadolu’da pekçok seçim bölgesinde, diğer adaylar zorladığı görüldü. Bunların dışında Atatürk’ün kurmuş olduğu parti Cumhuriyet Halk Partisi, 1992’de kurularak, yeni hayatında ilk seçimlere 27 Mart 1994’ta giriyordu.

Seçimlere giren Demokrat Parti Başkanı Menderes, nabız yokladıklarını belirtti. Beklediğinin çok altında oy alan Menderes, 21. yüzyıla girilirken, tıkanan sistemin önünü açabilecek bir programa sahip olduklarını belirtti. Demokrat Parti 153.000 oy ile %0.5 düzeyinde varlık sergileyebilmiş, kasaba belediyelerinde4, ilçe merkezi belediyelerde 2 belediye başkanlığı alabilmiştir.

Aykut Edipali’nin partisi Millet Partisi ise 126.000 oy ve %04 oy oranı ile seçimleri tamamlamıştır.

‘Hırsız hırsızdan hesap soramaz’ seçim sloganıyla seçime giren Yeniden Doğuş Partisi , 1993 yılında kuruldu. Kendilerinin en az seçim masrafı yapan parti olduklarını belirten Hasan Celal Güzel, 105.000 oy ve %0.3 oy oranı sağlayabilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi 1982 Anayasasına göre ‘geçici madde’ ile ‘siyaset yasağı’ alıp kapatıldıktan sonra, 1992'de, DYP-SHP hükümetinin eski siyasi partiler üzerindeki yasağı kaldırması ile kurulma fırsatı bulmuştur. CHP’nin yeniden açılması, soldaki partileri birleştirmesi açısından bir umut olmuştu; DSP lider partisi, SHP ise giderek eriyen bir parti olarak değerlendiriliyordu. 9 Eylül 1992’de yeniden kurulan CHP soldaki üçüncü parti olarak kuruldu. CHP 27 Mart seçimlerinde oyların %4.6'sını almıştır. Parti bir büyükşehir belediyesi başkanlığı kazanmış, 4 il merkezinde, 27 ilçe merkezinde, 31 beldede başkanlık elde etmiştir.

IV. SEÇİM SONRASI SİYASAL ORTAM

27 Mart 1994 yerel seçimleri, katılım oranı yüksek bir yerel seçim oldu.

Bu seçimden ANAP’ın %25'lik bir pay ile birinci parti olarak çıkması beklenirken, DYP birinci parti olarak çıktı. ANAP açısından %21'lik oy oranı başarısızlıktı. Herkesin çok telaffuz etmediği ancak beklenen sonuç her şeye rağmen herkesi şaşırttı. RP 3. parti oldu ancak daha önemli olan büyükşehirlerde gösterdiği başarıydı. 15 büyükşehirden 6'sında belediye başkanlığını RP aldı. SHP büyük illerde başarılı olmasına rağmen, il genel seçimlerinde başarılı olamadı.

Seçim sonrasında hava Refah Partisinin yükselişiyle ilgiliydi. Gazetelerde yer alan manşetler, RP'nin başarısını ortaya koymaktaydı. Hem büyükşehirlerdeki başarısı hem de Güneydoğı Anadolu Bölgesinde elde etmiş olduğı başarı, RP'yi Türkiye'nin gündemine tekrar oturttu. RP ile basında çıkan birkaç manşet şöyledir:

"Erbakan: Çiller istifa etmeli", "Refah, Güneydoğu'yu sildi süpürdü" (Hürriyet, 28 Mart 1994) "Refah Şaşkınlığı" (Hürriyet, 29 Mart)

RP'nin elde ettiği başarı, daha da önemlisi seçimden birinci parti olarak çıkması, beklenen ANAP'ın başarısızlığı, yeni koalisyonlarda RP'nin olma olasılığını ciddi olarak artırmıştı. Bu durumda artık seçim öncesinde 'sistem dışı' ilan edilen RP'ye karşı nasıl davranılacağı ciddi politik bir soru haline gelmişti. Buna seçimden kısa bir süre sonra RP'ye karşı olabilecek arayışlarda cevaplar gelmeye başladı. Örneğin Ege bölgesi Sanayi Odası (EBSO), seçim öncesinde koalisyonun verdiği sözleri yerine getirmediği ve demokratikleşmeye önem vermediği için seçmenin tepki oylarıyla yerel seçimlerde güvensizliğini gösterdiğini, bu durumda bir an önce demokratikleşmeyi sağlamak için merkez sağ ve sol partilerin birleşmesi gerektiğini söyledi (Cumhuriyet, 31 Mart)

Seçimlerde SHP'nin ciddi oranda oy kaybetmesi, koalisyon ortağı olan SHP'nin hükümette kalıp kalmayacağı sorununu gündeme getirdi.

Diğer taraftan ANAP'ın beklenen oyu alamaması ve başarısız sayılması DYP- ANAP çekişmesinde DYP'nin avantajlı duruma geçmesini sağladı. Bu sonuç, "kongre başbakanı" diye eleştirilen Tansu Çiller'in artık "ben seçim kazanmış başbakanım" demesini sağlıyor ve bununla birlikte ANAP'ı liderlik tartışması içine atıyordu.

RP'nin yükselişi ise, daha çok tepki oyları olarak ele alınıyordu. Refah'a oy verenlerin hepsinin kökten dinci olmadığı; ülkedeki mevcut düzenin 'rüşvetçi, çalıp çırpan, köşe dönmeci' zihniyetine karşı olan, düzenin şartları altında ezilen çalışan kitlenin sesi olarak yorumlanmaktaydı. Tempo, 31 Mart).

Seçim sonuçlarının ilan edilmeye başlamasıyla seçim skandalları ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan en önemlisi ise seçimde kullanılan binlerce oyun çöplüklerde bulunmasıydı. Bu durum seçim sonrasında pekçok partinin Yüksek Seçim Kurulu'na itiraz etmesine yol açtı. Seçimlere 'hile' gölgesi düşmüştü. Pekçok gazete, birinci sayfada 'kayıp oylar'la ilgili haberler vermekteydi. 30 Mart 1994 tarihli Hürriyet gazetesi, manşetten bu haberi vererek, binlerce yanmış oy bulunduğunu yazıyordu. Bununla ilgili şikayetler devam ederken, Türkiye Gazetesi, konunun Refah Partisinin başarısı nedeniyle ortaya atılmış, seçime gölge düşürme çabaları olduğunu belirtiyor ve 'çöplüklerde aranan ümitlerin suya düştüğünü' yazıyordu. Taranan gazetelerden RP'ni destekler görünen Türkiye gazetesi, Hürriyet gibi ANAP-DYP koalisyonunu ister bir profil çizmekteydi.

Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, DEP'in çekilmesi ve seçime giren adayların, adaylıklarını çekmeleri üzerine, genellikle, RP ve MHP'nin adaylarının kaldığı görüldü. RP bölgede oylarını artırdı.

RP'ın yükselen oyları, özellikle metropollerde belediye başkanlıklarını alması, ilk günlerde panikle konu edildi. Özellikle 'Türkiye Cezayir mi olacak' şeklindeki endişeler yaygınlaştı. Refah Partisi başkanı Erbakan, "Cezayir olmayız" diyerek, Cezayir gibi baskıcı olmadıklarını ifade ederek, ortaya çıkan panik havasını yumuşatmaya çalıştı. Ancak, 2 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesi, İstanbul valisi Hayri Kozakçıoğlu'nun, RP'nin seçimi kazanmasıyla birlikte kadın ve kızlara yönelik saldırıların artması nedeniyle' bir genelge yayımladığını haber veriyordu. (Cumhuriyet, 2 Nisan)

Seçim sonrası merkez sağın birleşme söylemi yeniden gündeme geldi. DYP-ANAP ortaklığının sağlanması için çalışmalar tekrar başladı. Özellikle DYP kanadı SHP ile koalisyonu bozmak ve ANAP'la ortaklık kurmak istiyordu; SHP PKK'yı meclise taşıdıkları gerekçesiyle ve 2 Mart olaylarında Karayalçın'ın tavrı nedeniyle istenmiyordu.

Hükümet formülleri tartışılmaya devam ederken, seçim nedeniyle ihmal edilmiş olan ekonomi alanı bütün ağırlığıyla gündeme girdi ve bütün gündem maddelerini, RP'yi, seçim skandallarını, RP'li belediyeleri, laiklik konusunu bir anda rafa kaldırdı. 2 Nisan'da Karayalçın'ın 'hükümette kalacağını' açıklamasından sonra, ekonomik istikrar paketi bekleyişine girildi. (Türkiye, 3 Nisan)

Tarihe 5 Nisan Kararları olarak geçecek olan ekonomik paket büyük bir tepkiyle karşılandı. Çiller'in 4 Nisan'da 'tarih bizi yazacak' dediği ekonomik paket, 5 Nisan'da 28 bin 900 lira olan doların, 7 Nisan'da 40 bin liraya çıkmasına yol açtı. Paketle birlikte, çok büyük projeler dışında bütün yatırımlar durduruldu. Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirme harekatı başlatıldı. PTT, THY'ye, akaryakıttan tekele kadar bir çok KİT ürününe %90'ı bulan oranlarda zam yapıldı. Bir çok KİT'i kapatma kararı alındı.

Şaibeli Seçim

28 Mart’tan itibaren, seçim sonuçlarının kamuoyu yoklamalarından çok farklı çıkması, büyükşehirlerde RP’nin belediyeleri alması ve Ankara’da seçimin ertesi günü RP ile SHP arasındaki kıyasıya mücadele herkesi şaşırtmış görünüyordu. Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen haberler, seçimlerde pekçok oyun çöplüklerde bulunduğunu bildiriyordu. Kayseri’de oy basan bir matbaanın bulunması; bu matbaada aynı zamanda ‘evet’ mühürlerinin bulunması işleri daha da karıştırdı. YSK’ya sürekli seçim itirazları yağmaya başladı. İstanbul’da Halkalı çöplüğü ‘nerdeyse bir oy deposu’ görünümü veren çöplükler olarak ünlenmişti. Buna her gün yeni bir örnek ekleniyordu. Atılan ve yakılan oyların içinde RP ve MHP’ye verilmiş oyların yok denecek kadar az olması, bu olayda RP ve MHP’nin olması şüphesini doğurdu. (Hürriyet, 30 Mart)

Seçimlerde pekçok sandık başında RP dışındaki partilerin gözlemcisi yoktu. Oysa RP partisinin bütün sandıklarda gözlemci bulunduracağı seçimden önce basında yer alan haberler arasındaydı. Tempo’nun (7 Nisan) haberine göre, bu da sandığa ve seçime sahip çıkma konusunda, özellikle büyükşehirlerde “en örgütlü çalışan parti”nin Refah Partisi olduğunu gösteriyordu.

Şeriat Tehlikesi

Seçim öncesi dönemde RP’ye yönelik medya anti-propagandası RP’nin oy almasını engelleyemedi. Bu yükseliş, herkesin aklına Cezayir gibi mi olacağız? sorusunu getiriyordu. Çünkü sistem partilerini de geçip 3. parti olan RP’nin oylarını giderek daha da artıracağı normal olarak herkesin beklentisiydi. Dolayısıyla, sistem içi ve sistem dışı parti tartışmalarının yapıldığı, laik düzenin düşmanı olarak RP’nin yükselişi yerel seçimlerde, “yerel” vurgusunu önemsizleştiriyordu. Seçimlerin yerel seçimler olduğunu vurgulayan bir iki köşe yazarına rağmen, herkesin bu seçimi, bir genel seçim provası olarak gördüğü kesindi.

RP’li başkan adayları seçime girerken çok örgütlü ve sistematik hareket etmişlerdi. Seçime girdikleri bölgelerde kadın RP’lıların da katkılarıyla iyi alan çalışması yapmışlardı. Semtlerde, mahallelerde, sokaklarda örgütlendiler. İstanbul’da Beyoğlu Belediye başkanlığını alan RP’li Bayraktar, seçimden önce ‘ya kazanamazsam diye hiç düşünmediğini, sonuçtan çok emin olduğunu ifade ederken, mahalle teşkilatlarının çalışmasının önemini vurguluyordu: “ Kesin emindim. 18 bin kayıtlı üyemiz vardı. Aktif çalışan hanım komisyonlarımız, mahalle teşkilatlarımız ve meclis üyelerimiz vardı. Ve biz bu 18 bin üyeyi en az ikiye katlayarak 36 bin oy alacağız dedik. Yüzde 32.3’le birinci parti olacağımızı biliyorduk… Tam isabet…Mahallelerde öyle bir sistem kurduk ki, sonuçlar anında bütün sandıklardan ilçe seçim kuruluna ve ilçeye, il genel komisyonumuza ulaştı ” (Tempo, 3 Nisan) Bayraktar, estirilen “şeriat düzeni” havasıyla bir ilgileri olmadığını da belirtirken, Erbakan gibi, panik havasını dağıtmaya özen gösteriyordu: “‘ Refah geldi, başınızı örtün’ diyenler varsa, bu tamamen provakasyondur. Kurt dumanlı havayı sever… Neden? Dumanlı havada kuzuları çok kolay boğazlayabilir! Balık bulanık suda avlanır.. ”

Ortalığı kaplayan Refah endişesiyle, seçim sisteminin değiştirilmesiyle ilk genel seçimlerde RP’nin etkisinin kaldırılıp kaldırılmayacağı tartışılmaya başlandı. Sistemi Refahtan kurtaracak bir seçim sitemi arayışı içine girildi. Bu konuda iki turlu seçim sistemi ideal seçim sistemi olarak değerlendiriliyordu.

Refah paniği, belediyelerin, insanlara hangi konularda baskı yapabileceklerini araştırmaya zorladı. Buna göre, “giyimime karışırlar mı” endişesinden, “cadde ve sokakların adı değişir mi” sorusuna kadar pekçok konuda fikir üretilmeye çalışıldı. Hukuk devleti olduğumuzu hatırlatan yazılı basın ise, nelerin olup nelerin olamayacağını araştırmayı öneriyordu. Buna göre, Refahlı belediyelerin insanları örtünmeye zorlaması yasal ve anayasal olarak mümkün değil. Ama idari bir takım tedbirlerle bu zorlama gerçekleşebilir.

Diğer bir mesele ise, içki yasağıydı. Belediyelerin içki ruhsatı almış yerlerde içki satılması veya içilmesini engelleme yetkisi yoktu. Yeni içki ruhsatı vermek, polis vazife ve selahiyetleri kanunu uyarınca valiliklere ve kaymakamlıklara aitti. Refahlı belediyeler ancak kendi lokallerinde bu yasağı uygulayabilirlerdi. İçki satılan büfeleri kaldırtabilirler, bir de zabıtayı devreye sokarak, restoranları ve meyhaneleri bazı idari tedbirlerle ‘taciz’ edebilirlerdi. Örneğin, sinemaların bazı eksiklikleri bahane edilerek süreli ya da süresiz kapatma kararları verebilirlerdi.

Merak edilen başka bir konu ise, özel radyo ve televizyonların durumuydu. Ankara ve İstanbul’da pekçok radyo ve televizyon kanalının işyeri sayılmayacak yerlerden yayın yaptıkları gerçeği karşısında, RP’li belediyeler, bu binaların yangın merdiveni olmadığı, sağlık koşullarına uygun olmadığı gibi gerekçelerle kapatabilirlerdi. (Tempo, "Belediyelerin yetkileri nereye kadar?, 7 Nisan)

Yukarıda sayılan konular ve buna benzer konularda RP’li belediyelerin neler yapabilecekleri üzerine yazılan yazılar RP paniğini yansıtan örneklerden sadece bir kaçıdır. Ancak bu durumun bile, RP’nin neden güçlendiğinin sosyo-ekonomik analizinin yapılmayarak, konunun sadece laiklik-islamcılık temelinde alınması toplumsal değişmenin dinamiklerini görme açısından büyük fırsatın kaçması anlamına gelmektedir.

10 Nisan'da Taksim'de gerçekleşen, Bosna'daki katliamı kınamak için yapılan mitingdeki RP'li ve MHP'li göstericilerin görüntüleri, laik çevreyi rahatsız etmişti. Bu görüntüler, MHP ve RP arasındaki koalisyon olarak algılanmıştı. Ancak, bu mitingten sonra, bu iki parti arasındaki yakınlaşma görünüşte bile çok uzun sürmemiş, MHP Genel Başkan Yardımcısı Rıza Müftüoğlu'nun açıklamaları ile daha da gerginleşmiştir. Müftüoğlu'nun, "RP tehlikeli görüşler savunmaktadır. Biz bu partiyi çeşitli vesilerle uyardık" şeklindeki açıklamaları bu gerginliğin göstergesi olmaktaydı. (Nokta, 4 Nisan) MHP'nin RP'ye olan uzaklığının nedeni, RP'nin Güneydoğu'da almış olduğu oylarla RP ve PKK arasında bir bağlantı olabileceği düşüncesine dayanmaktaydı. MHP'nin açıklamalarına RP'den gelen açıklamalar, MHP'nın ırkçı yanına vurgu yapmaktaydı. MHP, RP'yi "Türklüğe alerji duyan bir parti" diyeeleştirirken, önce HEP'e şimdi de DEP'e yaranmaya çalıştığını söylüyordu.

Seçim sonrasında, RP’ye olan tepkilere rağmen, hiç denememiş bir parti olan RP’nin neler yapacağına dair büyük bir merak da vardı. RP ile beraber yaşamanın koşulları, ortak noktaların arayışı dillendiriliyordu. Aşağıdaki haber, kamuoyunun, belediyelerin sadece hizmet veren kurumlar olduğunu, bu nedenle uyumlu çalışılabileceğini göstermeye çalışmaktadır. Haber başlığı: RP ’li başkana SHP’li danışman”. Trabzon, SHP başkan adayı Orhan İlarslan, Refah Partisinden rakibi olan ve seçimi kazanan Belediye Başkanı Asım Aykan’ın danışmanı oldu. İlarslan, ‘seçim demokratik bir yarıştır, kazanmak kadar kaybetmek de doğaldır. Verilen görevi hizmet aşkıyla yerine getirmeye çalışacağım” dedi " (Cumhuriyet, 7 Nisan)

Ekonomik Paket

5 Nisan kararları Türkiye'de seçim dönemindeki darbe ortamı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Ekonomik paketin ancak olağanüstü hallerde uygulanabileceği tartışılmaya başlandı. Anayasanın 119.maddesinin uygulanma zamanının geldiği söyleniyordu. Anayasanın 119. maddesi şudur: Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebili r. Ekonomik paketin, ülkede istikrar ve güveni sağlayamayacağı, olağanüstü hal ilan edilmesi gerektiği ileri sürülüyordu. Meclis'te bu tartışmalar sürerken, çeşitli kesimlerden ekonomik pakete destekler gelmeye başladı. Bunların başında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel gelmekteydi.

5 Nisan kararlarına toplumdan gelen tepkiler ise giderek artmaktaydı. İlk tepki Zonguldak'tan geldi. Karabük Demir Çelik Fabrikası ve Zonguldak kömür ocaklarının kapatılacağının açıklanması, zaten çoktandır böyle bir haber bekleyip bir yandan da "herhalde olamaz" diye kendisini ferahlatan işçiler içinde bir infiale yol açtı (Gerçek, 16 Nisan 1994). Zonguldak Demokrasi Platformunun düzenlediği mitinge, farklı kesimlerden yüksek bir katılımsağlandı. Sendikaların tavrı açısından ise durum şöyleydi: Türk-İş Başkanı Meral KİT'lerin kapatılmasına karşı çıkıyor; ancak ekonomik krizin aşılması için de bir takım tavizlere hazır olduğunun işaretini veriyordu.

Güneydoğu Sorunu

12 Şubat'ta Tuzla'da meydana gelen bombalama olayından sonra, DEP başkanı Hatip Dicle'nin açıklamalarıyla birlikte, hem iktidardaki partilerin hem de meclisteki partilerin çoğunluğunun tepkisini alan DEP, bir anda hedef parti haline gelmişti. Bunun peşi sıra gelişen olaylar ise bu konunun seçim dönemi boyunca seçim atmosferini etkilemesini sağlamıştır. DEP'in il ve ilçe parti binalarının bombalanması, daha sonra DEP'in seçimden çekildiğini açıklaması, DEP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve apar topar tutuklanması, DEP'lilerin yargılama süreçleri seçimlere bir ay kala gelişen olaylar zincirini oluşturuyordu. En önemli konu ise, DEP'in Güneydoğu Anadolu bölgesinde seçime girmemesini neticesinde Kürt oylarının kime gideceği sorunuydu. Başkan adaylarının tehdit edilmeleri, bölgede merkez partilerin adayları seçimden teker teker çekilmesine yol açmıştı. En güçlü aday RP olarak görünmekteydi.

Yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleşen seçim, beklenenin çok altında bir katılımla gerçekleştirilmişti. Seçim sonuçlarına göre, Diyarbakır, Batman, Siirt, Bingöl, Muş, Van, Urfa, Bitlis gibi illerde belediye başkanlıklarını kazanan parti RP oldu. Bu illerin bir kısmında RP 1989'daki oy oranlarını korudu, bir kısmında da oylarına yeni oylar ekledi. Sonuçlar, önceden DEP'in tabanını oluşturan bir kısım seçmenin RP'ye kaydığını gösteriyordu.

DEP, kendi tabanından RP'ye ciddi bir kaymadan söz edilemeyeceğini savunurken bazı DEP'liler de, "seçime katılmalıydık, eğer katılsaydık biz kazanacaktık" görüşünü savundu. RP'nin bölgede oyunu artırmasının DEP'ın seçimden çekilmesi dışındaki nedeni, bölgenin müslümanlığı benimsemiş kitlenin daha önce denenmemiş bir parti olan RP'ye olan eğilimleri olarak açıklanmaktaydı.

RP'nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde de başarılı olması ve DEP'in seçimlerden çekilmesi, bölgede oluşan boşluğun nasıl doldurulacağı tartışmalarına yol açtı. Bu boşluk yeni bir parti arayışı içine girilmesini sağladı.

Hükümet

DYP- SHP hükümet seçim sonrasında çalkantılarla yürümeye çalışıyordu. DYP SHP’lileri ayak bağı olarak görüyordu. Diğer taraftan toplumsal muhalefet, eylem ve mitingler de hükümeti sarsmaktaydı.

SHP içinde de koalisyondan ayrılmak gerektiğini düşünenlerin sayısı az değildi; SHP içinde 14 milletvekili, 14 Nisan'da bir deklarasyon yayınlayarak partilerinin koalisyondan çekilmesini istiyorlardı. SHP, 5 Nisan kararları ve özelleştirme ile yaratmış olduğu tepkiyi ‘demokratikleşme paketi’ile hafifletmeyi umuyordu. Pakette 1402’likler, memur sendikaları yasası, adli kolluk yasası, iş yasası, avukatlık yasası, düşünce özgürlüğüne getirilen sınırlar, OHAL, terörle mücadele yasasının bazı maddeleriyle ilgili düzenlemeler vardı. Ancak SHP’liler ‘demokratikleşme paketi’nin geçip geçmeyeceğinden, geçse bile kuşa çevrilmiş bir halde geçeceğinden endişe ediyorlardı.

Belediye Yönetimlerinde yenilenme

Seçim sonrası, hem metropollerin hem de il ve ilçelerin belediye başkanlıkları önemli ölçüde değişmiştir. Örneğin 1989 seçimlerinde 6 büyükşehiri alan SHP (ki 1989’da toplam 8 büyükşehir vardı) 1994 seçimlerinde 2’sini ancak alabilmiştir. (1994’de büyükşehir sayısı onbeşti). Yine 1989’da 36 ili alan SHP, 1994’de sadece 8 il alabilmiştir. Bu örnekler bile, belediyelerin büyük bir bölümünde başkanlıkların radikal bir değişime uğradığını göstermeye yetecektir.

Basında Yerel Haberlerin Genişliği

Bu çalışmada taranan gazetelerde, seçim haberleri ele alındığında, en çok metropol seçim haberleriyle karşılaşıldı. Haberler, büyükşehir belediye başkanlıkları ile bu adaylar arasındaki çekişmeler üzerine yoğunlaşmıştır. Ulusal gazetelerde birkaç büyükşehir dışında, belediye seçimleri ile doğrudan ilgili haberlere yada bilgilere ulaşmak son derece zordur. Bunun yanında, büyükşehirlerin ilçeleriyle ilgili haberlere bile rastlanmamaktadır.

Büyükşehirdeki yarışlara, yazılı basının taraf olarak katılması ise, haberlerin diğer adaylara yönelik ciddi bir ideolojik ve politik mücadele aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. Buna en belirgin örnek, İstanbul büyükşehir seçimlerinden verilebilir. Sabah gazetesi, Livaneli’yi desteklerken, Hürriyet gazetesi ANAP adayı İlhan Kesici’yi destekler görünüyordu. Hürriyet gazetesi Livaneli’yi yıpratabilecek haberleri sur-manşetten veriyordu. Bu uzun bir süre bu şekilde devam etti. Seçim haberleri dendiği zaman, Kesici, Livaneli ve Tayyip Erdoğan arasındaki yarış kastediliyor gibiydi. Ancak sonuç, büyük gazeteleri ve araştırma şirketlerini şoke edecek nitelikteydi. ‘Varoşlar’dan gelen oyların açılmasıyla RP seçimlerde en başarılı parti olmayı başardı. Ancak RP, seçim ittifaklarıyla da oyunu iyi oynayanlardan bir olmuştur. RP’nin Isparta’da, ve İzmir’de DYP ile seçim ittifakları, Rize’de de Mesut Yılmaz’a karşı gerçekleştirilmiştir. Ankara’da ise, MHP ile RP arasındaki seçim ittifakı, MHP’lilerin büyükşehir seçimlerinde Melih Gökçek’e oy vermeleri, ilçe belediye seçimlerinde ise, RP’lıların MHP’yı desteklemeleri şeklinde olmuştur.

İstanbul’da, seçimden sonra, laik çevrelerdeki endişe ortamı, Tayyip Erdoğan’ın sessizliği ile biraz dağılmaya başladı. Öte yandan, islamî çevreler, artık “Tayyip Erdoğan’ın işe koyulmasını” bekliyorlardı ve İstanbul’da kültür faaliyetleri konusunda hangi yolun izlenebileceği konusunda “fikri katkı”da bulunmaya hazırdılar. İslami kesimin Tayyip Erdoğan’dan beklentileri, İstanbul’uİslam aleminin rüya şehri olarak, tarihi ve sosyolojik yapısına uygun bir şehir haline getirilmesi, şimdiye kadar Bizans kültürünün hakimiyetindeki bu şehrin kurtarilarak milli ve islami kültüre uygun hale getirilmesiydi. (Nokta, 17 Nisan)

Seçimlerden Sonra Belediyeler

Yerel seçimler sonrasında, belediyelerde yaşanan olaylardan birini “işten çıkarmalar” oluşturmuştur. Adana Büyükşehir’de Seyhan ve Yüreğir belediyelerini kazanan ANAP’lı belediye başkanları, işçi çıkarmaya başladılar. Anakent belediyesinden 98 işçi çıkartıldı. Ankara Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, Bekarevlerini ve semtteki sağlık ocaklarını kapattı, 305 işçinin işine son verdi. (Gerçek, 4 Haziran)

Yeni göreve başlayan belediyelerdeki işten çıkarma dışında önemli bir diğer sorun, büyük borçlar devralmalarıdır. Mersin Belediyesi'nde işçi alacakları 277 milyar TL. Düzeyine erişmiş, Mersin gibi pekçok belediye çalışanlarına maaş ve sosyal ödeneklerini ödeyemez halde devralınmıştır. (Cumhuriyet, 11 Nisan)

Belediyelerle ilgili bir başka sorun, arazi mafyası. Bunun ilginç bir örneğine İstanbul Gülsuyu'nda rastlandı. Bir yanda sürekli yıkılan gecekondu mahalleleri diğer tarafta ise hazine arazilerine kurulan ama hiç yıkıma uğramayan gecekondu mahalleleri. İstanbul Gülsuyunda, mafya üyeleri ve gecekondu sakinleri arasında meydana gelen olaylar buna ilginç bir örnek. Diğer taraftan, Mustafa Kemal Mahallesi ve Kazım Karabekir Mahalleleri de arazi mafyası ile gecekondu sakinleri arasındaki gerilimi gösteren başka bir örnek. Arazi mafyası ile ilgili sorunlar, 27 Mart yerel seçimlerinde pekçok olay olmasına rağmen üzerinde çok düşünülmüş bir konu değildir.

DEĞERLENDİRME

27 Mart yerel seçimleri oldukça heyecanlı ve siyasal olarak tansiyonun yüksek olduğu bir ortamda yapılmıştır. Ülke, siyasal tansiyonun yüksekliğinin yanısıra seçim öncesi ve sonrası büyük bir ekonomik krizin içindeydi. Seçim nedeniyle ekonomik düzenlemelerin zamanında yapılmaması çok daha büyük bir krizin içine girilmesine yol açtı. Ekonomik kriz, 24 Ocak kararlarını anımsatır bir şekilde 5 Nisan Kararlarının alınmasına yol açmıştır.

Siyaset alanını ele alırken Güneydoğu sorunu, DEP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve tutuklanması, RP’nin yükselişi, dönemin karakterini oluşturmaktadır. Seçime bu ortamda girilirken, yerel yöneticilerin seçimi gölgede kalan bir konuydu. Seçime, 1991 yılında yapılmış erken genel seçimlerden sonraki genel seçim havasında girildiği herkes tarafındanpaylaşılan ortak bir yargıydı. Dolayısıyla, seçim propagandaları ve seçim çekişmeleri bu boyutta gelişmiştir. Bunun doğurduğu en önemli sorun, yerel yöneticilerin seçiminde, seçmenin ‘parti’ mi ‘aday’ mı ikilemini yaratmış olmasıdır. Bunu görebildiğimiz en kolay yer, siyasal partilerin ‘ödünç oy’ istemeleridir.

Seçim öncesi ve sonrası, ‘ordu’, ‘darbe’, ‘sivil toplum’ tartışmaları devam etmiştir.

Hükümet ortakları arasındaki sorun seçim öncesi ve sonrası sürekli gündemde kalmış, sık sık ANAYOL formülü üzerinde tartışılmış, ancak sonuç olarak birleşmeler ne solda ne de sağ mümkün olmuştur.

27 Mart seçimlerinde RP ve MHP arasında pekçok yerde seçim ittifakına girilmiştir.

RP’nin yükselişi olgusu, yerel seçim sonuçlarının alınmasıyla doğrulanmıştır. RP’nin yükselişi, yaptığı çalışma ve izlediği politikalarla çok yakından ilgilidir. Şubat ayından itibaren RP’nin çalışma tarzı gazetelerde yer almaktaydı. Habere göre, RP’nin seçimlerde binlerce insanı seçim müşahidi olarak görevlendirdiği bildiriliyordu. Aynı haberde, RP’nin mahallelerde örgütlendiği ve bilgisayar yoluyla bütün bilgilerin merkeze iletildiği de vurgulanıyordu. Bu çalışma yöntemi, özellikle seçim dönemleri dışında ilgilenilmeyen ve ekonomik durumun da giderek bozulmasıyla sıkıntı yaşayan insanlarıkendisine çekmekteydi. Ancak RP’nin yükselişinin nedenin bununla sınırla olmadığı seçim sonuçları geldiği zaman bir kere daha anlaşılacaktı. RP sadece büyük kentlerin varoşlarında yaşayan insanlardan oy almamıştı. Güneydoğu Anadolu bölgesinde de çok büyük miktarda oy almıştı. RP hem kentli nüfustan hem de kırsal nüfustan oy almıştı. Bu nedenle RP’nin yükselişini tek bir neden bağlamak mümkün görünmemektedir.

Seçim sonrası ortaya çıkan bir olay, seçimin iptal edilmesi için Yüksek Seçim Kuruluna başvurulmasına yol açmıştı. Seçimde pekçok sandık oy çöplere ve kalorifer dairelerinde bulunuyordu. Bu konu, bütün itirazlara ve birkaç merkezde seçimin iptaline rağmen 5 Nisan Kararlarının her şeyi unutturucu etkisiyle rafa kaldırıldı yada araştırmalar ‘delil yetersizliği’ nedeniyle devam ettirilmedi. Basında YSK’yı bu nedenle eleştiren birkaç habere rağmen, seçimlerde skandalların artmasını engellemek açısından bu olayın yeterince araştırılması gerekmekteydi. Ancak bu yapılmadı. Ayrıca bu konuda seçim öncesi yayınlanan bir habere göre yerel seçim seçmen listelerinin hazırlanmasında RP’nin ‘hayali seçmen’ ve ‘hayali adres’ faaliyetlerini yürüttüğü bildiriliyordu. Seçimden sonra, pekçok seçim sandığının başında sadece RP’li gözlemcilerin olduğu yazılıyordu. Seçim sırasında ithal edilen ‘hint mürekkebi’nin bitmesiyle pekçok seçmen ‘boyanmamış’ ve yine mükerrer oy kullanmaya yönelik alınan tedbir anlamsız kalmıştı. Böylelikle yerel seçim büyük bir ‘töhmet’ altında kalıyordu.

Seçimden çıkan sonuç ise oldukça şaşırtıcıydı. Özellikle ‘sol’ için başarısız bir seçimdi. Sadece radikal sağın oy oranı %27,06 idi. Merkez solun oy oranı ise 26.97 idi. Bu sonuç ‘sağın alternatifi radikal sağ’ görüşüne destek veriyordu.

Seçim sonuçlarında vurgulanması gereken ve 1999 seçimleriyle kıyaslandığında daha da önem kazanan MHP’nin yükselişi olgusudur. MHP’nin oyu bir önceki seçimlere göre iki katına çıkmıştı. Bu durum, RP tartışmaları nedeniyle çok fazla gündeme gelmedi. Ancak, MHP’nin 90’lı yıllardaki yükselişi ve 1999’da hükümet ortağı olarak siyaset sahnesinde yer alması, MHP’nin 1994 seçimlerinde irdelenmesini gerektirmektedir.

Seçimden çıkan bir başka sonuç, hiçbir partinin %22’nin üzerinde oy alamamasıdır. Bu sonuç, seçim sisteminin tartışılmasına yol açmıştır.

 YerelNET Yerel Yönetimler Portalı Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından desteklenmektedir.
 

 
YerelNET Kullanım İlkeleri

İLLER:
ADANA ADIYAMAN AFYONKARAHİSAR AĞRI AKSARAY AMASYA ANKARA ANTALYA ARDAHAN ARTVİN AYDIN BALIKESİR BARTIN BATMAN BAYBURT BİLECİK BİNGÖL BİTLİS BOLU BURDUR BURSA ÇANAKKALE ÇANKIRI ÇORUM DENİZLİ DİYARBAKIR DÜZCE EDİRNE ELAZIĞ ERZİNCAN ERZURUM ESKİŞEHİR GAZİANTEP GİRESUN GÜMÜŞHANE HAKKARİ HATAY IĞDIR ISPARTA İSTANBUL İZMİR KAHRAMANMARAŞ KARABÜK KARAMAN KARS KASTAMONU KAYSERİ KIRIKKALE KIRKLARELİ KIRŞEHİR KİLİS KOCAELİ KONYA KÜTAHYA MALATYA MANİSA MARDİN MERSİN MUĞLA MUŞ NEVŞEHİR NİĞDE ORDU OSMANİYE RİZE SAKARYA SAMSUN SİİRT SİNOP SİVAS ŞANLIURFA ŞIRNAK TEKİRDAĞ TOKAT TRABZON TUNCELİ UŞAK VAN YALOVA YOZGAT ZONGULDAK

 
 

Tasarım ve Programlama: 

KEY İnternet Hizmetleri